BİLEŞİK Yazıları - Sayfa 2 - Fen ve Teknoloji Sitesi
EtiketŞu anda BİLEŞİK konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 14 içerik bulunuyor.
Abiyogenez: Canlıların cansız maddelerden meydana geldiğini savunan görüş.
Absorbsiyon : Bir maddenin enerjiyi veya diğer bir maddeyi emebilme, soğurma yeteneğidir.

Açık dolaşım: Kanın damarlardan dokular arasındaki özel boşluklara yayılıp, madde alış-verişi olduktan sonra toplayıcı damarlarla kalbe dönmesine denir.

Adaptasyon: Canlının yaşama ve üreme şansını artıran çevreye uyumunu sağlayan ve kalıtsal olan özellikleri.

Adenin : Nükleik asitlerin yapılarında bulunan azotlu bir pürin bazıdır.Adenin yapısına katıldığı bazı moleküller ; ATP, ADP, AMP, NAD, NADP vs.


Adenovirüsler : Çift zincirli DNA molekülüne sahip virüslere denir.Boyutları 70 - 80 nm olup hayvanlarda bazı tümörlere neden olur.

Adenozin trifosfat (ATP):Canlıların doğrudan kullandığı hücresel enerji molekülü, biyolojik enerji.

ADH : Metabolik faaliyetler sonucunda oluşan alkolleri, keton ve aldehit gruplarına çeviren enzimlerden birisi.

Adrenalin:Böbrek üstü bezinden salgılanan hormon.

Aerobik solunum: Hücrede yalnız moleküler oksijenin kullanıldığı bir solunum şeklidir.

Aerob organizma : Ancak oksijen varlığında yaşayabilen organizmalara denir (tam tersi "Anaerob").

Aglütinasyon: Kan hücrelerinin kümeleşerek pıhtılaşması.

Akson: Sinir hücrelerinin uzun uzantısı.

Aktif taşıma: Yarı geçirgenbir zarda maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama enerji harcayarak geçmesi olayıdır.

Aktin: Kaslarda kasılmayı sağlayan protein yapıdaki ince iplikler.

Alel: Bir karakter üzerinde aynı yada farklı yönde etkili olan iki veya daha fazla genden herbiri.

Alg: Sulu ortamda yaşayan yosun.

Allantoyis kesesi: Yumurta içindeki metabolik artıkların depolandığı embriyonik kese.

Alveol: Akciğerlerde genişlemiş küçük kesecik.

Amino asit: Proteinlerin yapı taşıdır. Bir amino asit, amino grubu (NH2) ile bir karboksil grubu (COOH) taşıyan bileşiklerdir. Çok sayıda amino asit birleşerek proteinleri oluşturur.

Amonyak (NH3): Protein metabolizması sonucu oluşan azot ve hidrojen bileşimi olan keskin kokulu bileşik.

Anaerobik solunum: Hücrede moleküler oksijenin kullanılmadığı bir solunum şeklidir.

Anfetamin : Merkezi sinir sisteminde güçlü bir uyarıcı etkisin olan uyuşturucu madde.

Anizogami: Farklı şekil, büyüklük ve yapıdaki gametlerin birleşimiyle yapılan eşeyli üreme şekli.

Antiasit: Asit giderici

Antidiüretik hormon: Böbreklerden suyun geri emilmesini sağlayan ve hipofizin arka lobundan salgılanan hormon.

Antijen: Canlı vücuduna dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan yabancı madde.

Antikodon: tRNA'daki üçlü baz dizilişi.

Antikor: Vucuda giren yabancı maddeleri yok etmek için vücudun ürettiği savunma maddesi.

Apandis: İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği yerde parmak şeklinde bir çıkıntı.

Apandisit: Apandisin iltihaplanması.

Apoenzim: Enzimin koenzim olmadan etkinlik gösteremeyen protein kısmıdır.

Atmosfer basıncı: Atmosferin yer yüzünde bulunan her cisim üzerine yaptığı basınç. Deniz seviyesinde, 760 mm'lik civa sütununun 1 cm2 alana yaptığı basınç "1 atmosfer" basıncıdır.

Atriyum : Kalbin önde bulunan iki odası (kulakçık).




'B'

Bağışıklık: Bir organizmada, mikroorganizmalara ve bunların oluşturduğu maddelere karşı oluşturulan normal olmayan şartlara karşı koymayı sağlayan, doğal yada sonradan kazanılmış direnç.

Bakteri: Monera aleminde yer alan zarla çevrili gerçek ve belirgin çekirdeği ve organelleri bulunmayan prokaryotik yapıdaki en ilkel tek hücreli canlı.

Bakteriyofaj : Bakterileri enfekte ederek ölümlerine neden olabilen virüslere verilen genel ad.

Bal özü:Çiçekler tarafından salgılanan tatlı ve genellikle kokulu bir sıvı.

Balzam : Genellikle odunsu bitkilerden elde edilen reçine ve bu reçinelerden yapılan ilaç.

Başkalaşım: Bazı böcek ve kurbağa gibi canlıların, yumurtadan çıktıktan sonraki gelişme evrelerinde yapısal değişikliğe uğrayarak atalarına benzer hale gelmeleri.

Bazal metabolizma: Hayatın devamı için şart olan asgari metabolizma faaliyeti.

Bazal metabolizma hızı: Besin alınması ve hareketsiz durumda vücudu canlı tutmak için gerekli enerji tüketimi.

Besi doku : Bir tohumun çimlenip ilk yapraklarını verinceye kadar geçen sürede besin ihtiyacını karşılayan doku.

Bipolar : İki uçlu veya iki kutuplu olma durumu.

Beyin: Omurgalılarda kafatası içindeki merkezi sinir sisteminin bir bölümü.

Birim zar: Elektron mikroskobunda arası açık renk iki koyu çizgi halinde görülen iki protein tabakası halinde bulunan lipit tabakasından oluştuğu varsayılan yapı.

Bistüri: Laboratuarda kullanılan keskin bıçak.

Bivalent : Sentromeri henüz bağlı iki homolog kromozomun kardeş kromatitler oluşturmak üzere kendilerini eşlemesi sonucu oluşan grup.

Biyogenez: Canlıların kendilerine benzeyen canlılardan oluştuğunu açıklayan görüş.

Biyokütle: Belirli bir alan ve hacimde bulunan canlı ağırlığa biyokütle denir.

Biyosfer: Dünyadaki bütün canlıların yaşadığı 16-20 km kalınlığında tabaka. Biyosferin deniz seviyesinden 8-10 km'si atmofere, 8-10 km'si okyanusların dibine doğru uzanır.

Biyotik potansiyel : Bir populasyonda ölümlerin en az, çoğalmaların en yüksek düzeyde olması sonucu populasyonun en çok artma oranı.

Blastula: Döllenmiş yumurtanın bölünmeler sonucu, ortası sıvıyla dolu olan bir hücre tabakasından oluşan yapı.

Bowman kapsülü: Nefronun ucunda, glomerulusu saran yarım küre şeklindeki bölüm.

Bronş: Soluk borusundan ayrılan akciğerlere giden iki boru.

Bronşit: Bronşlarda bakterilerin yerleşip üreyerek iltihaplanması.





'C'

C Vitamini : Meyve ve sebzelerde bulunan, eksikliğinde bağ dokusunda zayıflamalara yol açan bir vitamin türü.

Cenin: Gelişmenin erken dönemindeki embriyoya verilen ad.

Cıvık mantarlar : Hem bitkisel hemde hayvansal özellik gösteren, gövdeleri ya tek yada çok çekirdek içeren, uygun olmayan şartlarda " Sklerotyum " adı verilen bir kist oluşturan canlılar.

Cins : Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan bir terim olup, türleri içerisine alan taksonomik bir gruptur.Örneğin köpek (Canis), meşe (Quercus) gibi.

Covper bezi: Seminal sıvının oluşturduğu bezlerden biri.

Crossing-over: Eşey ana hücrelerinde gerçekleşen mayoz bölünmenin profaz I safhasında oluşan tetratların kromatitleri arasındaki parça değişimi.





'Ç'

Çenek: Tohum yaprağı. Tohumun yapısındaki bitki taslağında bulunan yapraklardan her biri.

Çift çenekli bitki (Dikotiledon): Embriyolarında iki çenek yaprak (kotiledon) bulunan bitkiler. İletim demetleri gövdede belirli bir düzende yerleşmiştir.






'D'

D - amino asit : Bakteri hücre duvarlarının polipeptidlerinde bulunan, proteinlerde bulunmayan amino asit.

Dalak : Omurgalı hayvanlarda lenfositlerin farklılaştığı ve alyuvarların parçalandığı, kan damarlarının bol olduğu lenfoid organlardan biri.

Deaminasyon : Bir molekülden amino grubunun çıkarılması işlemi.

Dekstrin: Çay şekeri cinsinden bir cins şeker.

Delesyon : Bir tip kromozom mutasyonu sonucunda DNA daki bir bazın yada bazların yok olması hali.

Dendrit: Sinir hücresinin kısa olan uzantısı.

Dentin : Kollagen ve kalsiyum tuzlarından yapılmış omurgalı hayvanların dişinin içteki sert kısımı.

Deoksiribonukleik asit (DNA): Canlılardaki yönetici molekül.

Deoksiribonukleotid: DNA'nın yapıtaşı olan molekül.

Deoksiriboz: C5H10O4 bileşiminde olan ve DNA'nın yapı birimlerinden biri olan şeker. Genel adı pentoz olan monosakkarit.

Deplazmoliz: Plazmolize uğramış hücrenin tekrar su alarak eski haline dönmesi.

Dermis: Hayvanlarda derinin alt tabakasına verilen ad.

Difüzyon: Moleküllerin hareket enerjileriyle çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket etmesi.

Dihibrit: İki karakter bakımından melez olan bireylere verilen ad.

Dikotiledon: Embriyosunda iki çenek yaprağı bulunan bitki.

Dimorfizm : Bir türün iki farklı forma sahip olma durumu.

Diploid: 2n kromozom takımı taşıyan hücre.

Disakkarit: İki mol monosakkaritin dehidrasyonu sonucu oluşan çift şeker. Maltoz, sakkaroz, laktoz gibi.

Diyabet: Şeker hastalığı.

Doğalgaz: Yer kabuğunun içinde metan, etan gibi çeşitli hidrokarbonlardan oluşan yanıcı gaz.

Doku: Belirli bir işi yapmak üzere özelleşmiş hücreler topluluğu.

Dominant: Baskın gen.

Döllenme: Yumurta ve spermin birleşmesi.

Döllenme borusu: Spermlerin yumurtayla birleştiği ve zigotu oluşturduğu tüp.

Döl yatağı: Uterus. Dişi üreme sisteminde, fetusu doğuma kadar beslemek ve barındırmakla görevli kas yapısında bir organdır.

Duyu siniri : Dış yada iç reseptör organlardan yada duyu alıcılarından alınan uyartıları sinir merkezine ileten sinirler.

Düz kas : İç organların hareketini sağlayan ve istemsiz çalışan, demetler alinde, uzun, iğ biçimli, tek çekirdekli kas hücrelerinin bağ dokusu içerisinde meydana getirdiği kas tipi.





'E'

Efektör: Bir organizmanın uyarıya karşı reaksiyon gösteren vücut kısmı, örneğin kas.

Ekdoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen dış tabaka.

Eklem: İskelet sistemini oluşturan, iki yada daha fazla kemiğin birbirne eklendiği kısım.

Ekoloji: Canlıların birbirlriyle ve çevreleriyle olan ilişkilerini inceleyen bilim dalı.

Ekosistem: Bir çevredeki canlı ve cansızların tümü.

Eksositoz : Tek hücreli bir ökaryot canlının artık maddelerini boğum yaparak hücre dışarısına atma işlemi.

Embriyo: Yumurtanın döllenmesinden sonra, oluşan canlı taslağı.

Emülgatör: Besinlere katılan ve onların kararlı emülsüyon haline gelmesini sağlayan katkı maddesi.

Endoderm: Embriyo gelişimi sırasında meydana gelen iç tabaka.

Endokard: Kalbin içini örten bir sıra yassı epitel dokudan oluşan zar.

Endokrin bez: İç salgı (hormon) bezi.

Endositoz : Tek hücreli bir ökaryotun besin maddelerini boğum yaparak hücre içerisine alma işlemi.

Endosperm: 3n kromozomlu besi doku.

Enfeksiyon : Bakteri, virüs, mantar yada protozoonların organizmaya girmesi durumu.

Enzim: Hücre içinde üretilen ve bütün hayat olaylarını başlatan, hızlandıran, protein yapısındaki katalizörler.

Epididimis: Erkek üreme sisteminde, testislerin üzerinde bulunan spermlerin olgunlaştığı ve kısa bir süre depolandığı yer.

Epitel: Vücut dış yüzeyini, organların iç yüzeyini örten hayvansal doku.

Erepsin: Proteinlere etki eden ince bağırsak özsularında bulunan enzim.

Ergotin: Çavdar mahmuzu özütü. İlaç yapımında kullanılır.

Eritrosit : Yapısında oksijen bağlama yeteneği olan hemoglobini bulunduran kan hücresi (alyuvar).

Erozyon : Ekolojik faktörler nedeniyle toprağın verimli tabakasının bulunduğu yerden, su, rüzgar, dalga ve buz gibi etkenlerle taşınması.

Eşey: Cinsiyet.

Eşeyli üreme: Farklı iki eşey hücresinin birleşmesiyle bir canlı oluşması.

Eşeysiz üreme: Bir canlının özelleşmiş üreme hücrelerini meydana getirmeden tıpatıp atasına benzer canlıların oluşmasını sağlayan üreme şeklidir.

Eşik sinyali : Bir sinir hücresinde uyarının zarda değişiklik yapması için gereken minimum potansiyel farkı.

Etoloji: Canlıların davranışlarını inceleyen bilim dalı.





'F'

Fagositoz: Hücre zarından geçemeyen büyük katı moleküllerin yalancı ayaklarla hücre içine alınmasıdır.

Farinks: Ağız ve burun boşluklarıyla, gırtlak ve yemek borusu arasındaki boşluk, yutak.

Fauna: Belirli bir coğrafi alanda bulunan hayvan türlerinin tümü.

Fenoloji : Çiçek açma, üreme, göç gibi iklime ve çevre koşullarına bağlı, periyodik biyolojik olayların incelenmesi ve kaydı.

Fermantasyon: Bazı mikroorganizmaların ürettiği enzimlerin etkisiyle organik maddelerin uğradığı değişiklik.

Fetüs: Embriyonun üçüncü aydan doğuma kadar tüm organ taslakları oluşmuş hali.

Fibril: Telcik. (miyofibril=kas telciği; nörofibril=sinir telciği)

Fibrin: Kanın pıhtılaşmasıyla oluşan ipliksi, ağsı yapı.

Filogenetik sıflandırma: Canlıların akrabalık derecelerine göre sınıflandırılması. Doğal sınıflandırma.

Filotaksis : Gövde ekseni üzerinde yaprakların diziliş şekli.

Filtre: Akışkan olan sıvı yada gazı süzmeye yarayan gözenekli madde. Akışkandaki asıltı, çamursu ya da katı maddeleri ayırmaya yarar.

Fitoplankton: Çoğunlukla bir hücreli su yosunlarından oluşan, sularda yaşayan bitki topluluğu.

Fizyoloji: Canlılardaki yaşamsal olayları (işleyişi) inceleyen bilim dalı.

Floem:Bitkilerde organik besin taşıyan, canlı, iletken doku, soymuk borusu.

Flora: Belirli bir coğrafi alanda bulunan bitki türlerinin tümü.

Folikül: Memelilerde yumurtalıkta bulunan ve olgunlaşmış yumurtayı taşıyan kesecik.

Fosfataz : Bir molekülden su kullanarak fosfat grubunu ayıran enzim.

Fosfodiester bağı: DNA'daki fosfat ile şeker arasındaki bağ.

Fosfoprotein : Protein sentezlendikten o proteine proteinkinazlarla fosfor eklenmiş hali.

Fosforilasyon: ATP üretimi.

Fosil: Milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların korunarak bu güne kadar gelmiş kalıntıları.

Fotoreseptör: Işığı algılayabilen duyu hücresi, almaç.

Fotosentez: Yeşil bitkilerin, güneş enerjisi ve klorofil pigmenti yardımıyla CO2 ve H2O'dan besin maddelerini üretmesidir.

Fruktoz : Genellikle meyvelerde bulunan ve yapısında 6 karbon atomu içeren bir çeşit şeker molekülü.

Fundus: Midenin genişlemiş kısmı.

Fungusit: Mantarla mücadele ilaçları.
'G'

Galaktoz : Altı karbonlu bir tür şeker (aldoz şekeri).

Gamet: Erkek ve dişi üreme hücresina verilen ad.

Gangliyon: Merkezi sinir sistemi dışında bulunan, sinir hücrelerinin gövdelerinden oluşan sinir düğümü.

Gastrin : Mide suyunun salgılanmasını uyaran ve mideden salgılanan bir peptit hormonu.

Gastrula : Embriyonun blastuladan sonra oluşan, hücreleri içeri çökmesiyle ilk bağırsak boşluğunu meydana getiren erken embriyonik safha.

Gen: DNA molekülünün ortalama 1500 nukleotitten oluşmuş canlının kalıtsal özelliklerinden herhangi birini taşıyan parçası.

Genetik: Kalıtım bilimi.

Geniz: Burun ve ağız boşluğunun arkasındaki kısım.

Genom : Bir organizmanın sahip olduğu genetik şifrelerin tamamı.

Genotip: Canlının sahip olduğu genlerin toplamı.

Geometrik dizi: 2-4-8-16-32-64 şeklinde devam eden bir artış şekli.

Gibberellin: Bitki büyüme hormonu.

Glikojen:Hayvanlarda besinlerle alınan karbonhidratların karaciğer ve kaslardaki depo şekli.

Glikolipit : Genellikle hücre zarlarında bulunan, lipitlerin şeker moleküllerine kovalent bağlarla bağlanması ile meydana gelen bileşik lipit.

Glikoz: (Heksoz) C6H12O6 molekül yapısındaki karbonhidrat.

Gliserin: Lipidlerin (yağların) yapısına katılan temel bir madde.

Glomerulus: Böbrekteki nefronların bowman kapsülü içinde bulunan kılcal kan damarları ağı.

Glukagon: Pankreas tarafından üretilerek kana verilen, kan şekerini artırıcı etki yapan hormon.

Gonad: Üreme hücrelerini meydana getiren üreme organları.

Grana: Kloroplastlar içindeki klorofil taşıyan yapı.

Granül: Stoplazmada bulunan küçük tanecikler.

GTP : Hücre içerisinde meydana gelen bazı biyokimyasal reaksiyonlarda enerji için kullanılan bir tür molekül (Guanozin tri fosfat).

Guanin : DNA ve RNA nın yapısına katılan bir pürün bazı.

Guatr: Tiroid bezinin büyümesi sonucu oluşan hastalık.

Gutasyon: Bitkilerin yapraklarından damlalar halinde su atılması.





'H'

Habitat: Bir organizmanın doğal olarak yaşadığı ve üreyebildiği yer.

Habitus : Bir bitki yada hayvanın genel görünüşü.

Haploid: Olgun bir üreme hücresinde bulunan kromozom sayısı, vücut hücrelerinin sahip olduğu kromozom sayısının yarısına sahiptir. Kromozom sayısının yarıya inmesi sonucu oluşan "n" sayıda kromozom taşıyan hücrelere haploid hücre denir.

Havers kanalı: Kemik dokudaki, sinir ve kan damarlarının geçtiği kanal.

Heksoz : Altı karbonlu monosakkarit.

Helikaz : DNA nın kopyalanması sırasında DNA nın helik zincirini fermuar gibi açan enzim.

Hemoglobin: Alyuvarlarda O2 ve CO2 taşıyan, demir içeren protein.

Hepatit B : Kan yoluyla bulaşan ve karaciğer rahatsızlıklarına yol açan bir tür virüs.

Herbivor : Otlarla beslenen hayvanlara verilen genel ad.

Hermafroditizm: Her iki eşeyede sahip canlı

Heterojen : Değişik karakterlere yada yapılara sahip olan.

Heterosis: (melez gücü) Melezlerin atalarına göre kazandıkları üstünlük.

Hibrit: Melez

Hidroliz : Bir molekülün kovalent bağlarının su ile parçalanarak ayrılan kısımların birine H diğerine OH grubunun eklenmesi.

Hipotalamus: Ön beynin alt bölgesi olup bazı organ ve bezlerin çalışmasını düzenleyen kısmı.

Hipotonik : İzotonik sıvıdan daha düşük osmotik basınca sahip olan sıvı.

Histoloji: Dokuları inceleyen bilim dalı

Homeostasi: Bir organizmanın içinde yaşadığı ortamla madde alış verişi yaparak, kendi iç ortamını belli sınırlar arasında dengede tutması.

Homojen: Bütün birimleri aynı yapıdai, aynı nitelikte olan

Homolog kromozom: Biri anneden, diğeri babadan gelen aynı gen çiftine sahip kromozomlar.

Hormon: Vücudun bir kısmında oluşturulan sonrada difüzyonla yada kan dolaşımıyla diğer kısımlarındaki hücrelere taşınarak onların çalışmalarını düzenleyen özel maddeler.





'I'

IAA : Bitkilerde büyümeyi teşvik eden bir çeşit hormon.Uzun adı " İndol asetik asit ".

Islah: Bitki yada hayvanlarda türün iyileştirilmesi işlemi.





'İ'

İçgüdü : Organizmayı o türe özgü olan bir amaca sürükleyen hareket eğilimi (Örneğin örümceğin ağ örmesi gibi)

İmplantasyon: Döllenmiş yumurtanın rahim'in (uterus) Yumuşak dokusuna gömülmesi, döl tutma

İmmünoloji : Organizmanın hastalıklara karşı direnç gösteren bağışıklık sistemini inceleyen bilim dalı.

İnorganik madde: Canlılardan elde edilmeyen ve canlıların yaşadığı çevrede bulunan maddeler(karbondioksit, su, tuz vs.)

İnsülin: Pankreasın ürettiği kan şekerini azaltan hormon

İnterferon: Hücrelerin virüslere karşı ürettiği özel savunma maddesi.

İnvitro : Hücelerin, dokuların, organların ait oldukları organizmaların dışında yapay ortamlar içinde yetiştirilmeleri veya bulunmaları.

İnvivo : Ait olduğu hücre veya organizma içerisinde yapılan deney.

İris: Gözün saydam tabakasının altındaki damar tabakadan oluşan renkli kısmı.

İyon pompası : Hücre zarında bulunan ve iyon akışını düzenleyen kompleks protein molekülü.

İzogamet: Şekil ve büyüklük bakımından aynı olan gametler.

İzogami: Şekil ve büyüklük bakımından aynı olan dişi ve erkek üreme hücrelerinin birleşimiyle yeni canlı oluşumu

İzolasyon: Ayrılma, yalıtım. Biyolojide herhangi bir sebeple populasyondaki fertlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin kesilmesi.

İzomeraz : Molekül içerisinde atomların yerlerini değiştiren enzim.

İzotonik : Hücrenin iç ve dış ortamının aynı osmotik basınca sahip olma durumu.





'J'

Jel : Kolloit sıvıların yada sollerin pıhtılaşması ile oluşan pelte koyuluğunda madde.


Jel elektroforez tekniği : Aynı elektrik yüklü moleküllerin jel matriks içerisinde büyüklüklerine göre ayrılması tekniği.

Jelatin : Açık sarı, suda çözünebilen ve hayvanlardan elde edilen pelte kıvamında, suda kaynatıldığı zaman çözünen, oda sıcaklığında katı hale geçen bir protein.

Jeomorfolojik: Yer şekillerinin engebe biçimlerine yönelik.

Jeotermal: Yer kabuğunun iç kısımlarında ısınan sıcak su yada bunlarda elde edilen enerji.





'K'

Kadavra: Tıp öğreniminde üzerinde çalışmak için hazırlanmış ölü insan ya da hayvan vücudu.

Kafein : Kahve taneleri ve çay yapraklarında bulunan, merkezi sinir sistemi üzerinde uyarıcı etkisi olan, fosfodiesteraz aktivitesini engelleyen bir pürin alkaloit.

Kalaza : Kuş yumurtalarında vitellusu (yumurta sarısı) karşılıklı iki taraftan zara bağlayan iki sarmal banttan her biri.


Kalıtım : Canlının genetik şifresinin kendisinden sonra gelen nesle/yavrulara aktarılması.

Kaliptra: Kökün ucunu yüksük gibi saran ve koruyan doku.

Kalsitonin : Tiroid bezi tarafından salgılanan, kemiklerde kalsiyum depolanmasını hızlandıran bir hormon.

Kambiyum: Çift çenekli bitkilerin gövde ve kökünde yer alan ve meristem hücrelerinden oluşan tabaka; yeni odun ve soymuk tabakaları oluşturarak bitkinin kalınlaşmasını sağlar.

Kanser : Organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen genel ad.

Kapalı Dolaşım: Kanın kalp ve damarlardan oluşan kapalı bir sistem içerisinde dolaşmasıdır.

Kapsit : Virüslerin nükleik asitinin dışında bulunan, bazı virüslerde tek tip, diğerlerinde birkaç tip proteinden oluşan protein kılıf.

Kas tonusu: İskelet kaslarının, dinlenme durumundaki kasılı hali.

Katalizör: Kimyasal tepkimeye katılmadan tepkimenin hızını artıran madde

Kazein: Sütte bulunan bir çeşit protein.

Keratin: Omurgalı hayvanların derisinin, tırnak saç, boynuz gibi yapılarında bulunan, suda çözünmeyen sert protein.

Kitin: Eklem bacaklı hayvanlarda dış iskeleti oluşturan proteinli polisakkarit.

Kloak: Kuşlar gibi omurgalı hayvanların sindirim, boşaltım ve üreme sisteminin açıldığı bölüm.

Klon: Genetik olarak birbirinin aynı olan canlılar.

Klorofil: Fotosentaz olayında güneş enerjisini kimyasal enerjiye çevirenyeşil pigment maddesi.

Kloroplast: Yeşil rekli klorofil pigmentini taşıyan plastid.

Kodon: Özel bir amino asiti şifreleyen üç nukleotitten olşan mRNA üzerindeki birim.

Koenzim : Bir enzimi aktif hale getiren, enzimin protein olmayan organik bileşeni.

Kohezyon: Aynı cins moleküller arasındaki çekim kuvveti.

Kohlea: İç kulakta salyongozda bulunan yapı.

Kolesistokinin: İnce bağırsaktan salgılanan ve karaciğeri uyaran hormon.

Koloni: Aralarında işbölümü yapan tek hücreli organizmaların bir araya gelerek topluluk oluşturmaları.

Kolloid: Parçacık büyüklüğü 1-100 mm olan madde

Kondrin: Kıkırdak yapı hücrelerinin salgıladıkları ara madde.

Kondrosit: Kıkırdak doku hücreleri.

Konjugasyon: İki hücrenin geçici olarak gen alış-verişi yapmak için birleşmeleri.

Konsantrasyon: birim hacimde bulunan madde miktarı.

Kornea: Gözün ön tarafında sert tabakanın saydam kısmı.

Kotiledon: Çenek yaprak.

Kozmik: Yıldızlar arası, uzaylarla ilgili olan

Kozmik madde: Evreni meydana getiren madde.

Kromoplast: Bitkilerde sarı, kımızı, turuncu renkli pigmentleri taşıyan plastidler.

Kromotin iplik: Dinlenme halindeki ökaryot hücrenin çekirdeğinde bulunan kromozomların karmaşık hali.

Kromozom: Prokaryot ve ökaryot hücrelerde üzerlerinde genleri taşıyan DNA ve nükleoproteinden oluşmuş yapı.

Kroner damarlar: Kalbi besleyen ince atardamarlar.

Krossing over: Mayoz bölünmede, tetratların kromotidleri arasında karşılıklı gen alış-verişi, parça değişimi.

Kök basıncı: Bitki köklerinin topraktan su emme kuvveti.

Ksilem: Odun borusu. Su ve mineral taşıyan cansız iletim borusu.

Kütin: Yaprak yüzeyinde su kaybını önleyen mumsu, su geçirmez madde.





'L'

Laktoz : Sütte bulunan ve sütün buharlaşmasıyla kristal halde toplanan bir disakkarit.Süt şekeri.

Larva: Balık, kurbağa, böcek gibi hayvanların hayat devrelerinde, ana babaya benzemeyen ve başkalaşım geçiren yavru hali.

Lenf: Akyuvar içeren, kan plazmasına benzeyen renksiz sıvı.

Lenfatik sistem : Omurgalılarda vücuda yayılmış, kan dolaşım sisteminin uçlarına bağlı ince kılcal ağ.

Lentisel: Kovucuk. Mantar özüne dönüşmüş gövde kısımlarında havanın girip çıkmasını sağlayan aralıklar.

Leptoten : Mayoz bölünme profazında görülen ve kromatin maddesinin ince iplikler halinde ortaya çıktığı erken evre.

Lignin: Odun özü denilen su geçirmez madde.

Liyaz : Bir molekülün parçalanmasını yada bir grubun molekülden uzaklaştırılmasını sağlayan enzimler.

Lokus: Kromozomların üzerlerinde genlerin bulunduğu özel yerler.

Lop: Beyin, karaciğer gibi organların parçaları bölümleri.

Lökoplast: Bazı bitki hücrelerinde yedek besin depolayan renksiz madde.

Lökosit: Akyuvar, fagositoz yapan, antikor üreten, renksiz kan hücresi.

Lösemi : Beyaz kan hücrelerinde görülen kanserlerin genel adı.

Lütein: Folikül hücrelerinde meydana gelen, yumurta sarısına renk veren pigment.

Lusiferin : Derin deniz balıkları, sölenterler, ateş böceği gibi organizmalarda enzimle okside olunca ışık veren bir tür madde.





'M'

Makrofaj : Kan dokusundaki monositlerden farklılaşarak oluşan, bağ dokusunda makrofaj, akciğerlerde alveolar makrofaj, merkezi sinir sisteminde mikroglia ve kemik dokusundaki osteoklastlarla aynı olduğu düşünülen, mikroorganizmaları fagosite edip yok eden bağ dokusu hücresi.

Mantar : Mikroskopik yada makroskopik olan parazit, saprfit yada simbiyoz olarak yaşayan, klorofilsiz, zehirli yada zehirsiz olan canlı yapı.

Matriks: İçinde biyolojik olayların oluştuğu cansız, sıvı ortam.

Maya : Ekmek mayalanmasında kullanılan canlı yada ölü, tek hücreli mantar yada bakteriler.

Megaspor : Bazı deniz bitkilerinin üreme bölgelerinde meydana gelen, büyük sporlara verilen genel ad. Sporangiyum.

Melez: Herhangi bir karakter yönünden farklı iki arı dölün çaprazlanması sonucu oluşan heterozigot döl.

Meristem: Bitkinin değişmez dokularını oluşturan farklılaşmamış embriyonik bitki dokusu.

Mesane: Boşaltım sisteminin idrar toplanan torbası.

Mezenşim: Embriyonun gastrula safhasında aktoderm ve endoderm arasında meydana gelen hücre yığını.

Mezofil: Yaprağın üst ve alt epidermisi arasında kalan kısmı.

****bolizma: Canlı organizmanın hücreleri içinde meydana gelen ve enzimlerle kontrol edilen olayların hepsi.metabolizma ile enerji üretimi ve madde yapımı gerçekleştirilir. ATP üretimi ve protein sentezi iki önemli metabolik reaksiyondur.

Metagenez: Döl değişimi.

Mezoderm: embriyo gelişimi sırasında meydana gelen orta tabaka.

Mezozom: Bakterinin üremesi sırasında bakteri zarından kıvrımlar yaparak meydana gelen mitokondri benzeri yapı.

Mikron (m ): Milimetrenin binde biri (1m =1/1000 mm)

Mikrosapor : Bazı deniz bitkilerinde erkek üreme bölgeleri tarafından üretilen küçük eşey hücreleri.Mikrospor.

Mikrovillus : Silindirik yada kübik epitel (örtü) hücrelerinin üst yüzeylerinde emme yüzeyini genişletmek için hücrenin sitoplazmasından dışarı doğru yaptığı uzantılardır.

Mitoz: Bir hücreden aynı özellikte iki yeni hücre oluşturan hücre bölünmesi.

Miyelin: Bazı nöronların aksonlarının dışını saran, uyartı iletimini hızlandıran yağlı madde(kılıf)

Miyokard: Kalp kası

Miyozin: Kas hücrelerinde kasılmayı sağlayan protein yapıdaki kalın iplikler.

Modifikasyon: Çevre etkileriyle canlıların fenotiplerinde meydana gelen değişiklikler.

Monera: sistematikte bakteri ve mavi-yeşil alglerin toplandığı alem. Bu alemin içindeki canlılarda zarla çevrilmiş çekirdek ve organeller bulunmaz.

Monohibrit: Tek karakter bakımından melez.

Monokotiledon: Embriyolarında tek çenek yaprağına sahip bitki.

Monomer: Büyük moleküllerin hidrolizi sonucu oluşan en küçük yapı birimi.

Monoploid: (Haploid) tek (n) sayıda kromozoma sahip hücre.

Mukoza: Sindirim borusu, soluk borusu gibi iç organların iç yüzeyini örten ve mukus sıvısı salgılayan ince tabaka.

Mukus: Mukozada yer alanmukus hücreleri tarafından salgılanan kaygan, sümüksü koruyucu sıvı.

Mutant : DNA sında değişiklik (mutasyon) meydana gelmiş olan canlı.

Mutasyon: Canlılarda çevre şartlarıyla meydana gelen ve kalıtsal olan değişiklikler.

Mutualizm : İki canlının birbirlerinden faydalanarak birlikte yaşamaları.




'N'

Nasti: Bitkinin, uyaranın cinsine göre yaptığı fakat uyaranın yönüne bağlı olmayan davranışlar.

Nefridyum: Omurgasız hayvanlarda bulunan boşaltım organı.

Nefrit: Böbreklerdeki nefronlarıniltihaplanması sonucu oluşan hastalık.

Nefron: Omurgalı böbreğinin, idrar oluşturan yapısı ve işlev birimi.

Nekroz : Hücrelerin ve dokuların ölmesi durumu.


Nikotin : Bir nörotransmitter olan asetilkolinin faaliyetini engellediği için zehirli olan ve tütünden elde edilen bir alkaloyid.

Nimfa : Yarı başkalaşım gösteren böceklerde, dış görünüşü ergine benzeyen, fakat eşey organları ve kanatları tam olarak gelişmemiş evre.

Nişasta : Bitkilerde depo maddesi olarak meydana getirilen polisakkarit

Nitrit asit: (HNO3) Niterat asidi. Yüksek derecede aşındırıcı, renksiz ve dumanlı sıvı. Zehirleyicidir ve şiddetli yanıklara yol açar.

Nokta mutasyonu : DNA kopyalanması sırasında bir baz çiftinde meydana gelen değişiklik.

Nörogenez : Gelişme sırasında sinir sisteminin gelişme safhası (nörolasyon).

Nöroglia: Sinir dokuda nöronlara desteklik yapan yardımcı hücreler, ara nöronlar.

Nöron: Sinir hücresi.

Nötr atom: elektron ve proton sayısı birbirine eşit olan atom

Nükleaz : Nükleik asitleri kısa oligonükleotit parçalarına yada tek nükleotide hidrolize eden enzimler grubu.

Nükleoprotein: proteinlerin nukleik asitlerle kurduğu moleküler birlik.

Nükleotid: Nukleik asitlerin ( DNA, RNA) yapı birimleri.

Nükleus: Çekirdek.


'O'

Obje: Nesne

Oksidasyon: (Yükseltgenme) Elektronların bir atom ya da molekülden ayrılmasını sağlayan kimyasal tepkime.

Oksin: Bitkide büyüme, gelişme hormonu.

Oksotrof : Ana ve babanın genlerinde bulunmasına karşın kendi büyümesi için gerekli molekülü sentezleyemeyen mutant mikroorganizma.

Omurilik : Omurga içerisinden geçen sinirsel doku.

Oogami : Genellikle büyük hareketsiz dişi gamet ile küçük ve hareketli erkek gametin birleşmesi.

Oogenez: yumurtanın meydana gelmesi olayı.

Oosfer: Yumurta hücresi, dişi gamet.

Oosit : Dişi eşey organında eşey hücrelerinin oluşması sırasında oogonyumdan değişen ve iki mayoz bölünmesi geçirecek olan hücre.


Oospor : Oomiset mantarlarda, alglerde ve protozoonlarda döllenmiş oosferde gelişen kalın duvarlı zigot.

Operatör gen : Bakteri yada virüs genomunda repressör (baskılayıcı) proteini bağlayan ve yanındaki genin transkripsiyonunu kontrol eden gen.

Organel: Hücre içinde belirli bir görevi yapmak üzere özelleşmiş ve zarla çevrili yapılar. Çekirdek, mitokondri, kloroplastlar gibi.

Organik madde : Doğal olarak bulunmayıp canlı organizmalar tarafından senezlenen maddeler.

Organogenez: Embriyo tabakalarından organların meydana gelmesi.

Osein: Kemik dokunun ara maddesi.

Osteosit: Kemik dokuyu oluşturan kemik hücreleri.

Otolit: Kulak taşı.

Osmoz: Suyun yoğunluğunun çok olduğu yerden az olduğu yere doğru, yarı geçirgen zardan geçmesi.

Ototrof: Kendi besinini kendi yapabilen canlılar.

Ovaryum: yumurtalık, yumurtaların meydana geldiği yer.





'Ö'

Ökaryot hücre: Zarla çevrili organelleri ve gerçek çekirdeği olan hücre.

Özümleme: Canlı organizmanın, dışarıdan aldığı besin maddelerini parçalayıp yeniden kendine özgü maddelere dönüştürmesi.

Özüt: Bir doku örneğinin parçalanmış hali.





'P'

Paleontoloji : Fosilleri inceleyen, yaşları ve anatomik yapıları hakkında fikir yürüten bilim dalı.

Pankreas : Genel olarak midenin sol yanında yer alan, hem iç salgı hemde dış salgı ile görevli olan karma bez.

Parankima: Bitkilerde diğer dokuların arasını dolduran temel doku.

Parasempatik: Organların çalışmasına yavaşlatıcı etki yapan otonom sinir sisteminin bölümü.

Partenogenez: Yumurtanın döllenme olmaksızın gelişerek yeni canlı meydana getirmesi.

Paratroit hormon : Paratroit bezinden salgılanan, kalsiyumun bağırsaktan emilimini, böbreklerden atılmasını, kemiklerden serbest hale geçirilmesini ve hücreler arasındaki kalsiyum iyon konsantrasyonunu kontrol eden hormon.

Patojen: Hastalık yapıcı özelliği olan mikroorganizma veya madde.

Patoloji: Hastalık bilimi, hastalığın nedenlerini araştıran uzmanlık dalı.

Pektin: Özellikle bitki hücrelerinin orta lamelinde bulunan büyük moleküllü, karbonhidrat karışımı maddeler.

Penisilin : " Penicillium notatum " isimli bir mantar tarafından üretilen ve bakteri hücre duvarının sentezini engelleyen bir antibiyotik.

Pepsin: Mide öz suyunda bulunan ve proteinleri sindiren enzim.

Pepton: Proteinlerin mide öz suyunda sindirime uğramış son hali.

Periderm : Ağacın kabuk kısmı.birçok gövde ve köklerde ikinci büyüme ile epidermisin yerini alan doku.

perikarp : Kalbin en dış örtüsüne verilen ad.

Periost: Kemik zarı. Kemiklerin dışında bulunan, kemik dokunun beslenmesini onarılmasını sağlayan zar.

Peristaltik: Sindirim sistemi gibi bazı organların çeperlerinde görülen ritmik ve kuvvetli kasılıp gevşeme hareketleri. Bu ritmik kasılma dalgaları organ içindeki maddeyi hareket ettirmeye yardımcı olur.

Periton: Karındaki organları saran iki katlı karın zarı.

Pestisit: Tarım bitkilerine zarar veren hayvansal

pH: Bir sıvının asit veya bazlık derecesini gösteren değer.

Pigment: Hücrelere özgü renk veren madde.

Pinositoz: Hücre zarından doğrudan geçemeyecek kadar büyük moleküllü sıvı maddelerin hücreye alınması.

Pistil: Çiçeklerdeki dişi organ.

Plasenta: Çoğu memelide embriyonun besin ve gaz alış-verişini sağlayan yapı.

Plastid: Bitki hücrelerinde renk veren taneciklerin genel adı.

Plazmid: Bakteri stoplazmalarında bulunan ve kromozom gibi davranan DNA'lar.

Pleura: Akciğerleri saran iki katlı zar. Akciğer dış zarı.

Polen: çiçek tozu.

Polipeptid: Protein molekülünün yapısında bulunan amino asit zincirlerinin bir parçası.

Polisaj: Makine sanayiinde parlatmak.

Populasyon: Belirli bir bölgede yaşayan aynı türe ait bireylerin oluşturduğu topluluk.

Por: Gözenek, küçük delik.

Prokaryot hücre: Zarla çevrilmiş özel organelleri ve gerçek çekirdeği olmayan hücreler. Bakteriler ve mavi-yeşil algleri içine alan monera alemindeki canlılar.

Protein: Yapısında karbon, hidrojen, oksijen ve azot gibi elementleri bulunduran temel moleküllerdir. Amino asitlerin peptid bağlarıyla birleşmesinden oluşur.

Proteoliz : Proteinlerin amino asitlerine kadar parçalanması işlemi.

Protoplazma: Hücrenin çekirdeği ile sitoplazmasına verilen ad.

Protozoon : Tek hücreli canlılara genel olarak verilen ad (örneğin algler, mantarlar, bakteriler vs.)

Pseudopod : Bazı tek hücrelilerin hareket etmek veya besin almak amacıyla sitoplazmasının dışarıya doğru oluşturduğu uzantılardır.

Puplaşma: Bazı böceklerin larva evrelerinin sonunda beslenmesiz ve hareketsiz belli bir zaman devresine girerek ergin organizmaları meydana getirmesi olayı.





'R'

Radyobiyoloji : Radyasonun canlılar üzerine nasıl etki ettiğini inceleyen bilim dalı.

Radyoekoloji : Radyason ve ekolojik sistem arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim dalı.

Refleks : Bir uyartıya verilen ani cevap.Alınan uyartı sonucunda meydana gelen impulsa, beyne iletilmeksizin verilen cevap.

Reçine : Çam, elma, erik gibi bazı odunlu bitkilerin salgıladıkları katı yada yarı akışkan, yarı saydam, suda çözünmeyen salgı maddeleri.

Refleks yayı: Duyu, ara ve motor nörondan oluşan en basit mekanizma.

Rekombinant DNA: Farklı biyolojik kaynaklardan elde edilen DNA moleküllerinin birleşmesinden oluşan yapı.

Rekombinasyon: Mevcut genlerin yeni genotipleri oluşturacak şekilde bir araya gelmesi.

Rektum: Kalın bağırsağın anüsle sonlanan düz kısmı.

Rejenerasyon: Canlılarda görülen, yaraların ve yıpranmış organların yenilenmesi olayı.

Replikasyon: DNA'nın kendini eşlemesi.

Replikon : DNA molekülünde bir kopyalama kökeni kapsayan ve peş peşe kopyalanan nükleotit dizilerinden oluşan uzunluk.

Reseptör: Çeşitli uyarıları alabilen ve duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları. Almaç

Resesif gen: Etkisini fenotipte gösteremeyen ve çekinik olan gen.

Restriksiyon enzimi: DNA'yı parçalamaya, kesmeye yarayan enzimler.

Retina: Gözün ağ tabakası.

Ribozim : Ortamda herhangi bir protein bulunmadığı zaman enzim özelliği gösteren saf RNA.

RNA polimeraz : DNA dan RNA sentezini gerçekleştiren enzim.

Rodopsin : Göz organında bulunan ve fotonun ilk olarak çarptığı bir çeşit protein.




'S'

Safra tuzları : Safra kesesinden ince bağırsağa salgılanan ve yağların misellere (küçük partiküller) dönüşümünü sağlayan biyokimyasal maddeler.

Sarkolemma: Kas telini saran zar.

Sedimentasyon: Çökelme.

Segmentasyon: Bir vücut yada yapının benzer parçalara bölünmesi, zigotun geçirdiği bölünme evreleri.

Sekretin: On iki parmak bağırsağının salgıladığı hormon.

Seleksiyon: Seçilim, ayıklama.

Selüloz: Üç bin ya da daha fazla glikozun birleşmesi ile oluşan bitki hücrelerinin temel yapı taşı olan polisakkarit.

Sentromer: kromozomlarda kardeş kromotidleri bir arada tutan kısım.

Sentriyol : Hücre bölüneceği zaman kutuplara göç eden, iğ ipliklerinin yapımında rol oynayan organellerdir.

Serebral : Beyin organıyla ilgili yapı.Beyine bağlı.

Serum: Kanın, pıhtılaşmasından sonra hücrelerinden ayrılmış, açık sarı renkli sıvı kısmı.

Sesil : Bir organizmanın sap, gövde ve pedisel gibi yapıları olmaksızın doğrudan bir yere oturması (Örneğin deniz tabanına oturması).

Sessiz mutasyon : Meydana geldiği gen üzerinde, daha sonra bugen tarafından üretilecek proteinin fonksiyonunu değiştirmeyen mutasyonlardır (etkisiz mutasyon).

Sıcak kanlı canlılar: Vücut sıcaklığı ortam sıcaklığına göre değişmeyen ve hep aynı kalan canlılar.(Sabit sıcaklıklı canlılar)

Sil : Bazı tek hücrelilerde hareti sağlayan, yine bazı organizmaların akciğer borularında senkronize hareket ederek toz vb. partikülleri akciğerden uzaklaştıran kamçı benzeri yapı.

Sinaps: İki nöronun veya nöronla başka bir hücrenin bağlandığı yer.

Sinüs : Organların yada dokuların arasındaki boşluk yada her hangi bir açıklık.

Sitoloji: Hücreyi inceleyen bilim dalı.

Soğuk kanlı canlılar: Vücut sıcaklığı ortam sıcaklığına göre değişen (balık, kurbağa, sürüngen) hayvanlar.(Değişken sıcaklıklı hayvanlar; Polikilotherm)

Sölom : Hayvanlarda bir epitel (sölom epiteli) ile astarlanmış olan vücut boşluğuna verilen ad.

Sperm: Erkek üreme hücresi.

Spirillum: Sipiral şeklindeki bakteri

Spor: Eşeysiz üreyen türlerde, küçük ve dayanıklı olan üreme hücresi.

Sporozoit: Sporluların sporlarından türeyen ve yetişkin hücreyi veren, çekirdekli küçük stoplazma parçası.

Stamen: çiçekte erkek organ.

Stigma: Trake solunumu yapan böceklerde, trake açıklığı yada Öglenada ışığa duyarlı göz noktası. Çiçekteki dişi organın üstü.

Stoma: Yaprağın alt ve üst yüzeyinde bulunan, gaz alış verişini sağlayan delik.

Süberin: Mantar özü.

Süksesyon: Bir bölgede yaşayan çeşitli türlerin belirli bir zaman içinde birbirlerini izleyerek ortaya çıkmaları; ekolojik süksesyon.

Süspansiyon: Asıltı. Bir akışkan içinde yüzen sıvı parçacıkların oluşturduğu sistem.





'T'

Takım : Canlıların sınıflandırılmasında kullanılan, familya ve sınıf arasındak bulunan, yakın benzerlik gösteren organizmaların meydana getirdiği taksonomik birlik. Ordo.

Taksi: Tek hücrelilerin yer değiştirme hareketi.

Taksonomi : Canlıların sınıflandırılması ve bu sınıflandırmada kullanılan kural ve prensipler.

Terminatör gen : RNA polimerazın transkripsiyonu durdurmasına neden olan DNA dizisi.

Tek çenekli bitki: Embriyolarında bir çenek yaprağı bulunduran bitki.

Termofil : Yüksek sıcaklıklarda yaşayabilen mikroorganizmalara verilen genel ad (termofil = ısıyı seven).

Tetrat: Mayoz bölünme sırasında homolog kromozomların birbirlerine sarılarak oluşturdukları dört kromotitli yapı.

Timin : DNA yapısına katılan fakat RNA yapısına katılmayan bir primidin bazı.

Timpanum : Orta kulağı oluşturan davul şeklindeki boşluk.Aynı zamanda böceklerin işitme organı, timpanal organ.

Topoğrafik: Bir yerin görünümüne, engebelerine ilişkin.

Trake: Bitkilerin odun kısmındaki su taşıyan kılcal borular. Bölmesiz geniş odun boruları. Böceklerde solunum organı.

Trakeit: Bölmeli ve dar olan odun boruları. Böceklerdeki solunum organının kılcal boruları.

Transgenik canlı: Rekombinant DNA teknolojisiyle yabancı bir genin yerleştirildiği canlı.

Transdüksiyon : Bir mikroorganizmadan bir diğerine virüs veya bakteriyofajlar aracılığıyla gen aktarılması olayı.

Transkripsiyon: (yazılma) DNA ipliklerinin birinden genetik bilgilerin yeni sentezlenen mRNA'ya aktarımı.

Translasyon: (okuma) mRNA'nın sentezlendikten sonra stoplazmadaki ribozoma bağlanıp amino asitleri tRNA'lar yardımıyla sıraya koyması.

tRNA : Protein sentezi sırasında (translasyon) amino asitleri ribozoma taşıyan özel bir RNA çeşidi.

Tubul : Hücre içerisinde veya doku içerisindeki tüpsü yapılara verilen genel ad.

Turgor: Bir bitki hücresinin osmozla su alıp şişmesi ve hücre çeperinin gergin hale gelmesi.

Tümör (villus): İnce bağırsağın iç yüzeyindeki, sindirilmiş besinleri emip kana karıştıran parmaksı uzantılar.




'U'

Uç meristem : Bitkilerin kök ve gövdelerinin en uçlarında bulunan, sürekli bölünerek bitkinin büyümesini sağlayan doku.Meristem dokusu.

Unipolar : Tek kutuplu olma durumu.Bazı sinir hücreleri yanlız tek bir uzantıya sahip olabilir (unipolar sinir hücresi).

Urasil : Yanlızca RNA yapısına katılan baz.

Uterus: Döl yatağı, rahim.

Uyarı: Canlılarda belli bir tepkiye yol açan, fiziksel, kimyasal veya biyolojik etken.

Uyartı: Bir uyarının sinir hücresinde oluşturduğu kimyasal veya elektriksel değişmeler.





'Ü'

Üre: Protein metabolizması sonucu oluşan suda eriyen azotlu artık madde.

Üretici: Ototrof, kendi besinini yapan canlı.





'V'

Vagus: Beyinden çıkan 10.sinir. mide, bağırsak, kalp ve akciğerlerin otomatik çalışmalarını sağlar.

Varyasyon: Bir türün bireylerindeki aynı karakterin farklı şekilleri, değişiklik, çeşitlilik.

Vakuol : Ökaryot hücrelerin sitoplazması içerisinde sıvı, hava yada kısmen sindirilmiş besin kapsayan tek zarla çevrili yapıların her biri.


Valin : Protein sentezine katılan amino asitlerden birisi.

Vaskular sistem : Ksilem ve floemden oluşan bitki dokularında, ksilem tarafından su ve suda erimiş maddelerin, floem tarafından fotosentez ürünlerinin taşınmasını sağlayan iletim sistemi.

Vanadyum : İnsan ve hayvanlar için gerekli bir eser (az miktarda bulunan) elementidir.

Verimlilik : Birim zamanda meydana getirilen yavru sayısı ile ölçülen, bir bireyin yada populasyonun üreme kapasitesi. Fertilite.

Ventral : Bir organizmanın karın kısmı (sırt kısmı dorsal).

Vejetasyon : Bitkinin tohumdan gelişip tekrar tohum verecek hale gelene kadar geçen dönemi.

Viroid : Bitki hücrelerinde hastalık yapan, 400 ' e kadar ribonükleotitten oluşan, virüslerden daha basit yapılı organizma.

Vitellus: Yumurta sarısı, yedek besin.




'Y'

Yağ asidi : Esterlerle bileşikler yaparak yağ moleküllerini meydana getiren maddeler.

Yapısal gen : Hücrenin yapısı ve metabolizması için gerekli RNA ' ları kodlayan DNA dizisine verilen genel ad.

Yüzme kesesi : Birçok kemikli balıkta çeperi sindirim kanalı ile aynı yapıda, içi hava ve diğer gazlarla dolu olan, hidrostatik denge, solunum, ses çıkarma ve ses almada görevli yapı.

Yoğunluk: Herhangi bir maddenin bir birim hacminin kütlesi.

Yumurta: Dişi üreme hücresi.





'Z'

Zar: Hücreyi ve çoğu organelleri çevreleyen lipit ve proteinlerden oluşan yapı.

Zigot: Döllenmiş yumurta hücresi.

Zooloji: Biyolojinin hayvanları inceleyen dalı.

Zoospor : Tek hücreli algler ve mantarlarda kamçılı, hareketli eşey hücresi.

Zootoksin : Bir organizma tarafından meydana getirilmiş toksik maddeler.

29/09/2013 13:02
Doğa belli bir kurallar dairesinde işler ve insanlar doğada yaşarken bu kuralları çözerek yaşamlarını kolaylaştırmaya, doğanın kurallarını keşfederek dünyayı kontrol etmeye çalışırlar. Öyle ki teknoloji ve bilim zamanla insanların elinde büyük bir güç haline gelmiştir. Dünya yaşamını kolaylaştıran ve onu kontrol eden topluluklar diğer topluluklar karşısında prestij ve saygınlık kazanmış, onlara hükmetme yöntemi olarak teknolojilerini kullanmışlardır.

Elektrik ve manyetizma eski çağlardan beri bilinen gerçeklikler olmasına rağmen, mekanik ve hidrolikteki bilimsel gelişmelerin tamamlanmaması, malzeme konusunda karşılaşılan zorluklar ve bu konuya ilginin oldukça düşük bir şekilde sadece manyetizmayla kısıtlı kalması sebebiyle elektrik biliminin gelişimi 16. yüzyıla kadar gecikmiştir. Gelişmeye başlayan elektrik teknolojisi dünyada köklü değişikliklere yol açmış insan yaşamını toptan değiştirecek etkilere yol açmıştır. Elektrik tarihi, elektrik biliminin bugünlere gelirken geçirdiği dönüşümleri, teknoloji ve yaşama etkilerini ve bu bilimin gelişimine katkıda bulunan bilim adamlarını anlatan tarihtir.


Eski çağ elektrik tarihi

Theophrastus

Miletli Tales, kehribarın yünle ovulduğunda elektriklendiğini gözlemlemişti.Eski Yunan toplumunda barışın sağlanıp belli bir refah düzeyine erişilmesiyle birlikte insanlar bilimle ilgilenmeye başlamıştı. Bilim adamları doğayı inceliyor, onun işleyiş kurallarını çözüp insanların yaşamını kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Eski Yunan döneminde Milet'te (Anadolu, Aydın civarında eski yerleşim yeri) yaşayan Thales (M.Ö. 624 - M.Ö. 546) de doğayla ilgili araştırmalar yaparken kehribarın yünle ovulduğunda tüy ve saman gibi hafif maddeleri kendine çektiğini, uzun süreli ovmalarda ise insan vücuduna yaklaştırıldığında küçük kıvılcımlar çıkardığını fark edip bazı araştırmalarda bulunmuştu. Deneyleri sonucunda hasır ve buna benzer maddelerin de aynı özelliği gösterdiğini gözlemledi. Tales'in incelediği şey bugünkü statik elektrikti ve insanlık tarihinde statik elektrikten ilk söz edilmesi Tales'in yaşadığı Eski Yunan dönemine rast gelmektedir.

Eski çağ tarih kayıtlarında elektriğin bundan sonraki ilk anılması Miletli Tales'ten 300 yıl kadar sonrasına (M.Ö. 4. yüzyıl) rastlamaktadır. Theophrastus, kendi zamanında lyncurium olarak adlandırılan ve günümüzde turmalin olduğu düşünülen kıymetli şeffaf bir taşın küçük kütleleri kendine çektiğini gözlemlemiş ve kayda geçirmişti.

Pliny, torpido adlı temas edildiğinde şok etkisi yapan balıktan söz etmişti, ancak bu etkinin kehribar veya turmalin maddelerinin etkisiyle aynı olduğu farkedilememişti. 5. yüzyıl'da yaşamış olan Eustathius, Tiberius'un azatlı bir kölesinde bulunan gut hastalığının bu balık sayesinde tedavi edildiğinden bahseder. Elektriğin tıbbi amaçlarla ilk kullanımı da bu olaya dayanmaktadır.

Antik Yunancada kehribar anlamına gelen ēlektron sözcüğü, Yeni Latincede kehribar gücü anlamına gelen electrica kelimesi olarak kullanım alanı bulmuştu. 1600'lerde William Gilbert tarafından kullanılan ve kehribar gibi anlamına gelen electricus kelimesi, Sir Thomas Browne (1605 - 1682) adlı İngiliz yazar tarafından 1646 yılında yayımladığı Pseudodoxia Epidemica adlı eserinde elektrik şeklinde ilk defa kullanılmıştır. Sırayla İngilizce ve Fransızca'ya geçen kelime dilimize de elektrik olarak kazandırıldı.[4] Elektrik sözcüğü, hemen hemen tüm dünya dillerine aynı şekilde girmiş ve evrensel özellik kazanmıştır.

Ortaçağ elektrik tarihi

Ortaçağ'da Avrupa'da bilim büyük bir sekteye uğramıştı. Uzun süren savaşlar, yönetimde din etkisinin aşırı derecede artması, bilimin dine karşı çıkmak olarak algılanacağı korkusu gibi nedenlerden dolayı bilim tarihi karanlık çağa girmişti. Bu çağda bilimin her dalında görülen durgunluk elektrik dalında da görülür. Bu çağda gerçekleşen tek yenilik elektrik ile manyetizmanın arasındaki benzerlik ve farkların açıklanmasıydı. Manyetizma, elektrikten daha uzun bir geçmişe sahiptir. M.Ö. 900'lü yıllarda efsaneye göre bir çoban, farklı bir taş türünün demiri kendisine çektiği keşfetti. Bu günkü ismiyle mıknatısın gücü tamamen kehribarın çekme gücüne benzediğinden, eski çağlarda elektrik ile manyetizma sık sık birbirine karıştırılıyordu.

2. yüzyıl'da Çinliler tarafından mıknatısın şerit haline getirilip serbest bir şekilde dönmeye bırakıldığında kuzey - güney yönünde sabit kaldığı keşfedildi. Mıknatısiyetin bu yön bulma kabiliyeti sayesinde Çinliler manyetik pusulayı icat etmişlerdi. Manyetizma ve bu pusulalardan Avrupa'da ise ilk defa 1180 yılında Alexander Neckam (1157 - 1217) bahsetmişti. Bu gelişmenin ardından denizciliğin önündeki en büyük engellerden biri olan yön bulma sorunu tarihe karışmış oldu.


Peter Peregrinus'un mektubunda çizimlerini verdiği manyetik pusulaManyetik pusulanın Avrupa'ya gelmesiyle birlikte bu konudaki araştırmalarda bir kıpırdanma oldu. Fransız bir bilgin ve askeri mühendis olan Peter Peregrinus (Petrus Peregrinus de Maricourt veya Hacı Petrus) Sicilya Ordusuna mensuptu ve bir kuşatma sırasında arkadaşına mıknatıslarla ilgili, adı Maricourt'lu Hacı Petrus'un Foucaucourt'lu Asker Syergus'a Mıknatıs Hakkında Yazdığı Mektup olan 1269 tarihli bir mektup yazdı. Peregrinus bu mektubunda, manyetik kutuplardan (manyetik kuvvetin en yüksek olduğu bölge), aynı kutupların birbirini itip farklı kutupların birbirini çektiğinden, mıknatısın kuzey - güney kutuplarının nasıl belirlenebileceğinden bahsetti.
Manyetik kutup tanımının ilk defa yapıldığı mektupta ayrıca mıknatısların bölünmesiyle yeni kutup ve iki ayrı mıknatıs oluşması da açıklanmıştı. Ayrıca manyetik devre kullanılarak sürekli hareket elde edilmesi hakkında çalışmalar da mevcuttu.

Bu çalışmalar elektrik ve manyetizma için bir kıvılcım çaksa da bu konular hakkında Rönesans'a kadar hiçbir çalışma yapılmadı ve hiçbir şey yazılmadı. Ancak bu çalışmalarla birlikte elektrikle manyetizma arasındaki benzerlikler ve farklılıklar hakkında bir görüş oluşmuştu. Manyetik devrelerle sürekli hareket etme çalışmaları Yakın Çağda gerçekleşen elektrik makineleri devrimine mantık olarak oldukça benzemekteydi. 300 yıl kadar yeni bir durgunluk çağına giren elektrik çalışmaları, Rönesans'la birlikte büyük bir ivme kazandı ve tüm dünyayı derinden etkileyecek gelişmelerin önü açılmış oldu.

Yeni çağ elektrik tarihi

Avrupa'da matbaanın icat edilmesiyle birlikte basılı yayınların yaygınlaşmış, bilgiye daha çok kişi kolayca ulaşmış, insanlar ve bilim üzerinde kilise baskısı giderek azalmıştır. Bu gelişmelerin ardından rönesans ve reform hareketleri başlamış, dünyanın kaderini değiştirecek teknolojik gelişmeler büyük ivme kazanmıştır. Günümüzdeki elektrik - elektronik bilimlerinin gelişmişliği yeni çağdaki çalışmaların bir ürünüdür.

17. yüzyıl
William Gilbert, elektrikle manyetizmanın farklarını araştırmıştır.Rönesans'ta manyetizma ve mıknatıslar konusunda en çok ses getiren çalışmalardan biri William Gilbert (1544 - 1603) adındaki İngiliz bilimadamının araştırmalarıdır. William Gilbert'in asıl mesleğinin hekimlik olmasına ve 1600 yılında Kraliçe I. Elizabeth'in hekimliğine atanmasına rağmen, asıl şöhreti De Magnete (Mıknatıslar Hakkında) adlı kitabına dayanmaktadır. Bu kitapta manyetizma konusu bütün yönleriyle ele alınmış, mıknatısın hareketi, itme ve çekme güçleri incelenmişti. Kitap Avrupa'da büyük bir yankı uyandırdı, öyle ki Maricourtlu Peter'den beri manyetizma alanında yazılmış en kapsamlı kitaptı. Gilbert bu eserinde yerküreden esinlenerek büyük bir mıknatıs parçasını küre haline getirdi ve Dünya'nın büyük bir mıknatıs olduğunu ortaya attı. Bu deneyi sayesinde kürenin manyetik kutuplarını buldu, pusulaların neden kuzeye yöneldiğini açıkladı ve pusula iğnesinin manyetik eğilmesine bilimsel açıklama getirdi. William Gilbert, tam olarak isimlendirmese de kehribarın çekim gücü elektrostatik çekim ile manyetik çekim arasında bir ayrım olduğuna hükmetti. Her bir mıknatısın görünmez bir etki alanı içinde bulunduğunu ve demir parçalarını nasıl çektiğini söyledi.

Mıknatıslar hakkında yaptığı çalışmalar, statik elektrik konusunun önemsiz bir konu olduğu sonucuna varmasına neden oldu ancak eski çağlarda karıştırılan elektrik ve manyetizma arasındaki farklar, Gilbert'in manyetizmayı açıklamasıyla birlikte belirginleşmeye başlamıştır.

1672 :Otto von Guericke (1602 ' 1686), Kükürt bir küreyi döndüren alet yaptı. Yün parçasını dönen küreye tutarak bir kıvılcım üretti. Bu sürtünme yoluyla elektrik yaratan ilk generatördür.
1729 : İngiliz Stephen Gray (1696 ' 1736) Metallerin iletken, ametallerin yalıtkan olduğunu keşfetti.
1745 : Hollandalı Peter Van Musschenbroek elktrik depo edebilen , su dolu cam kavanoza batırılmış metal çubuktan ibaret Leyden Şişesi ni yaptı ki bu tarihin ilk sığacıdır.
1746 :Benjamin Franklin (1706 ' 1790) Elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfederek elektriğin korunumu ilkesini ortaya attı
1752 :Benjamin Franklin gök gürültülü havada bir uçurtma uçurarak ipek bir ip ile şarzlı buluttan Leyden şişesini doldurmayı başardı. Böylece şimşek ile elektrik arasında bağıntı kurdu. Bu deney yıldırım savar (paratoner) in bulunmasına yol gösterdi.
1759 :Franz Maria Aepinus (1724-1802) Paralel plakalı sığacı yaptı
1770s:Henry Cavendish (1731-1810) Potansiyel fark, sıfır referans nokta, toprak gibi kuramları ortaya atarak , kendisinden sonra Coulomb ve Ohm'un çalışmalarına ışık tuttu., .
1777 : Fransız fizikçi Charles Augustin de Coulomb (1736 - 1802), yüklü iki metal küre ya da iki mıknatıs kutbu arasındaki itme veya çekme kuvvetini ölçebilen burulmalı tartı aygıtını gerçekleştirdi;
1785 : Coulomb bulduğu tartı aygıtını kullanarak iki yük arasındaki itme veya çekme kuvvetinin, yüklerin çarpımı ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu deneysel olarak gösterdi. Coulomb yasası, Newton'un kütle çekimi yasasının elektrikteki karşılığıdır (Kütleçekimyasasından farklı olarak elektrikte iki yük arasında itme kuvvetinin varlığı da söz konusudur).
1794 : İtalyan fizikçi Alessandro Volta (1745 ' 1827), çinko ve gümüş plakalar arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde etmiş oldu. Burada çinko ve gümüş elektrotlar, tuzlu su elektrolittir ve aralarındaki kimyasal tepkime sonucu elektrik üretiliyordu. Bundan önceki insan yapımı tüm elektrik kaynakları statik idi.
1796 : John Frederick Daniell (1790-1845) Elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak günümüzün pillerine temel olan tasarımlarda bulundu.
1800 : Volta'nın tasarımını geliştirilerek ilk ticari piller üretildi. Bilim adamları , kimyasal değişikliklerin elektrik , elektriğinde kimyasal değişiklik yarattığını anladılar.
1800 : İngiliz William Nicholson, (1753-1815), elektrik akımı kullanarak suyu hidrojen ve oksijen gazlarına ayrıştırdı.
1807: Humphry Davy (1778 ' 1829) Özel olarak yapılmış güçlü bir Volta pilini kullanarak bileşikler içinden elektrik akımını geçirmek suretiyle potasyum ve sodyumu bileşiklerinden ayırmayı başardı.Yeni metaller keşfetti.
1819 animarkalı Hans Christian Oersted (1775 - 1851)'bir telin içinden akım geçirildiğinde elektrik akımının telin çevresinde bir manyetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Elektrik akımıyla manyetik alan yaratarak elektrik ile manyetizma arasındaki ilişkiyi kanıtladı.
1819 : Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére (1775 - 1836), Oersted in olgusunu betimleyen ve Ampére Yasası olarak adlandırılan magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı formüle etti. . Elektrodinamiğin de kurucusu olan Ampére aynı zamanda elektrik ölçme tekniklerini de geliştirerek elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı. Anısına elektrik akımı birimi amperdir.
1827 : Alman fizikçi Georg Simon Ohm (1789 - 1854), İletkenlerden geçen elektrik akımına ilişkin çalışmalar yaparak Ohm yasası olarak bilinen, bir iletkenden geçen akımın iletkenin uçları arasındaki gerilim ile doğru, iletkenin direnciyle ters orantılı olduğunu formüle etti, Anısına elektrikte direnç birimi ohm dur.
1829 :İskoç asıllı bir Amerikalı olan Joseph Henry (1797 '1878) Demir çekirdek etrafında tel sarımı suretiyle yaptığı bobin ile güçlü manyetik alan yaratarak bir tondan fazla metali kaldırmayı başardı.
1831 : İngiliz fizikçi ve kimyager Michael Faraday, ( 1791 ' 1867) Bir buhar makinesi ile bakır bir plakayı bir mıknatısın yarattığı manyetik alan içinde döndürerek elektrik üretti. Bu ilk generatördür.
1831 : Joseph Henry , Faraday'ın buluşunu tersine çevirerek , manyetik alandan elektrik akımı geçirmek suretiyle bir bakır çemberi döndürmeyi başardı. Bu bir elektrik motorudur ve tarihte ilk kez, elektrik enerjisi makinelere güç vererek iş yapılmasını sağlıyordu.
1833 :Alman fizikçi Wilhelm Weber (1804-1891) ve Karl Friedrich Gauss (177-1851) İki bina arsındaki ilk telgraf işlemini başardılar.Elektrik ölçüm için ilk uyumlu ünit sistemlerini buldular. Gauss jeomanyetik alanın yönü ve kuvvetini kaydetmek için Avrupa gözlem ağı organize etti
1834 :Alman fizikçi Heinrich Lenz (1804-65) Akan bir elektrik akımına ters yönde bir direnç vardır. Kuramı onundur ki Lenz yasası olarak bilinir..
1841 : İngiliz fizikçi James Prescott Joule, ( 1818, 1889) Isının mekanik iş ile olan ilişkisini keşfetti. Bu keşif, enerjinin korunumu teorisine ve oradan da termodinamiğin birinci kanunu'nun eldesini sağladı. iş birimi joule, onun anısına verilmiştir. Lord Kelvin ile mutlak sıcaklık skalasını geliştirmiştir. Joule yasası olarak bilinen Bir direnç üzerinden geçen elektrik akımının ısı yaydığı buluşu onundur.
1844 : Amerikalı bulucu Samuel Morse (1791 - 1872) kısa ve uzun sinyalleri bir hat ile göndermekle ilk elektrikli telgrafı yaptı. Kısa ve uzun sinyallerin harflerdeki kodlamasına , Samuel Morse anısına Mors alfabesi denir.
1845 : Alman fizikçi Gustav Robert Kirchhoff (1824-87) Devre analizi olan "Bir noktaya giren ve çıkan akımların toplamı sıfırdır. Kirchhoff I", "kapalı bir devrede harcanan gerilimlerin toplamı, sağlanan gerilimlerin toplamına eşittir. Kirchhoff II" yasalarını yayınladı.
1851 : Heinrich Ruhmkorff (1803-77) Çift kat sarımlı indüksiyon bobinini buldu. Bu buluş AC transformatörün gelişimine önderlik etmiştir.
1864 : İskoçyalı matematikçi ve fizikçi James Clerk Maxwell (1831-79) Kuantum fiziği öncesi bilinen bütün elektrik ve manyetik kuramları açıkladı. Maxwell denklemleri olarak bilinen dört temel denklem onun tarafından ortaya atılmıştır.
1869 :William Crookes (1832-1914) ve Johann Wilhelm Hittorf (1824-1914) Birbirilerinden ayrı olarak katot ışınlarını buldular.
1876 : Amerikalı Charles Francis Brush ( 1849 - 1929) Elektrik çalışma akımı üretebilen açık bobin dinamoyu buldu.
1876 : Amerikalı Alexander Graham Bell (1847 ' 1922) Elektrik titreşimlerini sese dönüştürerek telefonu buldu ve patentini aldı.
1877 : Amerikalı Thomas Alva Edison (1847 ' 1931) Sesi kaybedip yineleyebilen gramofonu (fonograf) geliştirdi.
1879 : Edison karbon flamanlı akkorlamba için patent başvurusu yaptı. Üç yıl sonra New York sokaklarında bu lambalar ışıyordu. Edison yaşamı boyunca gerçekleştirdiği hareketli resim kamerası, teyp, projektör gibi çeşitli buluşları için 1093 patent almıştır.
1879 : Brush ark lambaları Cleveland Caddelerini aydınlatmak için kullanıldı.
1880 : San Fransisko da elektrik satmak için ilk şirket kuruldu. (California Electric Light Company)
1881 : E.W. v. Siemens tarafından elektrikli tramvay yapıldı.
1882 ünyanın ilk merkezi güç üretim tesisi doğru akım(DC) güç sistemli The Pearl Street Station New York City de Thomas Edison tarafından açıldı.
1882 : Wisconsin'de ilk hidroelektrik santral açıldı.
1883 : Nikola Tesla Tesla bobini ni buldu . Bu, elektriğin gerilimini dönüştürebilecek ve uzak mesafelere iletmeyi kolaylaştıracak bir transformatör olup Tesla'nın alternatif akım projesinin önemli bir ayağıdır.
1884 : İngiliz mühendis Charles Algernon Parsons (1854-1931) ilk başarılı buhar türbinini yaparak elektrik Jeneratör (generatör) lerini döndürmede kullanılmıştır..
1886 :Amerikalı fizikçi William Stanley, Jr. ( 1858'1916) İndüksiyon bobin transformatörünü ve alternatif akım sistemini geliştirdi
1886 : ABD de 40-50 adet su gücü ile çalışan elektrik üretim tesisi hizmette ya da yapım halindedir.
1887 :Sırp asıllı bulucu, fizikçi , elektrik ve makine mühendisi Nikola Tesla ( 1856- 1943 Alternatif akım generatörü buldu. Böylece elktrik enerjisi uzun mesafelere kolaylıkla iletilebilecekti.
1888 : Heinrich Hertz (1857-94) Yıllar önce Faraday ve Maxwell tarafından bahsedilmiş radyo dalgalarını keşfetti ve ölçtü.
1889 : ABD de üretimlerinin tamamını ya da bir bölümünü su gücünden sağlayan elektrik şirketi sayısı 200 ü bulmuştur.
1889 : İlk ticari uzun mesafe doğru akım ENH Portland şehri ile Willamette şelalesi üretim tesisleri arasında kuruldu.
1891 : İlk belediye elektrik sistemi Northwest -- Ellensburg, Washington.
1892 : İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi (1874 - 1937) , sinyalleri birkaç km uzağa ulaştırarak' telsiz telgraf patentini aldı. Daha sonra ilk kıtalararası radyo sinyalini göndermeyi başardı. 1901'de, İngiltere Cornwall'dan gönderilen sinyaller, Kanada'dan alındı. Bu olaydan sonra birçok yerde telsiz telgraf istasyonları kurulmaya başlandı.
1895 Alternatif akım üreten ilk generatör Niagara şelalesine kuruldu..
1897 : İngiliz fizikçi Sir Joseph John Thomson, (1856 ' 1940) Electron u keşfetti.
1900s :Charles Proteus Steinmetz (1865-1923) Alternatif akım doğal kompleksi matematiksel analizini yazdı..
1900 :ENH de en yüksek gerilim 60 Kilovolt.
1908 :İlk komplike üretim tesisi Columbia nehri üzerine inşa edildi.
1911 :Electrikli klima yapıldı - W. Carrier.
1913 : İlk hava kirliliği kontrol cihazı. Kül tutucu
1913 : Elektrikli buzdolabı - A. Goss.
1923 : Rus asıllı ABD'li elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin'ilk kez resim tarama yöntemini tümüyle elektronik olarak yapan ikonoskopu buldu. Ertesi yıl da kineskop olarak adlandırılan resim tüpünün patentlerini aldı. Bu iki buluş, ilk televizyon sisteminin oluşturulmasına temel oluşturdu. 1950'li yıllarda televizyon artık izlenilmeye başlanmıştı.
1923 : Fotoelektrik hücreler keşfedildi.
1930 : ABD'li elektrik mühendisi Vannevar Bush (1890 - 1974)'un yönetiminde Cambridge'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)'nde ilk bilgisayar yapıldı.
1933 : 40 yıl boyunca dünyanın en büyük su santralı ünvanını elinde bulunduracak 6180 MW gücündeki Grand Coulee barajı ve HES yapımına başlandı
1942 :İlk elektronik bilgisayarın yapımına başlandı ve aygıtın yapımı 1945 yılında tamamlandı.

NASA tarafından, çok sayıda resim bir araya getirilerek oluşturulmuş, yeryüzünün birleşik gece görüntüsü. Parlak ışıklı bölgelerde insan eliyle yapılmış aydıntlatmalar görülüyor. Avrupa kıtası, Hindistan, Japonya, Nil boyu ve Amerika ile Çin'in doğu kesimlerindeki yoğun nüfuslanma net olarak anlaşılabilirken Orta Afrika, Orta Asya, Amazonlar ve Avustralya'da seyrek yerleşimler göze çarpıyor.1947 : John Bardeen, Walter Houser Brittain ve William Bradford Shockley ABD'deki Bell Laboratuvarları'nda transistörü buldular. Elektrik sinyallerinin yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan bu yarı iletken aygıt nedeniyle Bulucular 1956 Nobel Fizik Ödülü'nü paylaşmışlardır. Elektron lambalarının bütün işlevlerini çok daha küçük boyutlu ve hafif, mekanik etkilere karşı daha dayanıklı, ömrü daha uzun, verimi daha yüksek, ısı kayıpları daha düşük ve harcadığı güç de çok daha az olarak yerine getirebilen transistörler elektronik alanında bir devrim olarak kabul edilir.
1953 : İlk 345 Kilovolt ENH
1954 : Dünyanın ilk nükleer santralı Rusya'da elektrik üretimine başladı.
2000 : Deniz dalgasının hareketinden yararlanılarak enerji üretilen ilk santral İskoçya'da işletmeye alındı.
2011 : Talha Tan tarafından geliştirilerek ultraviyole ışınlarıyla yüksek güç ve tasarruf sağlanması için geliştirildi.

09/11/2013 10:34
EN BÜYÜK YILDIZA YOLCULUK
MERAK ETTİĞİMİZ YILDIZLAR
Akşamları gökyüzüne baktığımız zaman bir ışık sarmalı görürüz. Tarih içerisinde insanlar hep bu ışıldayan nesneleri merak etmiş ve araştırmışlardır. Gece vakti yer alan bu nesneler, gündüz vakti Güneş'in çıkması sonucu ortadan kaybolmaktadır. İnsanlar bu nesneleri zaman içerisinde adlandırmışlar ve yıldız, gezegen, kuyruklu yıldız gibi isimler ortaya çıkmıştır.
Yıldızlar genel olarak hidrojenin ve helyumun ağırlıkta olarak yer aldığı dev plazma kürelerdir. Yıldızların bir araya gelmesi sonucu galaksiler meydana gelmektedir. Akşam vakti çıplak gözle gökyüzüne baktığımız zaman yaklaşık olarak 6 bin tane yıldızı görmemiz mümkündür. Dünya'ya en yakın yıldız ise Dünya'nın enerji ve hayat kaynağı olan Güneş'tir.
Güneş, Dünya için gerekli olan enerjiyi sağlar. Diğer yıldızlar, Güneş'in ışığı altında kalmadıkları zaman yani geceleri gökyüzünde görünürler. Gündüz vakitlerinde Güneş ışığının etkisi nedeniyle yıldızlar görünmemektedir. Yıldızların parlamasının nedeni çekirdeklerinde meydana gelen çekirdek kaynaşması (füzyon) tepkimelerinde açığa çıkan enerjinin yıldızın içinden geçtikten sonra dış uzaya ışınım (radyasyon) ile yayılmasıdır.
Füzyon denilen olay ise hidrojen çekirdeklerinin kaynaşması sonucu enerji ve helyumun açığa çıkmasıdır. Yıldızlar her saniye diliminde milyonlarca ton hidrojen çekirdeğini kaynaştırarak enerjinin ve helyumun açığa çıkmasını sağlarlar. Yıldızlarda bu nedenden dolayı yoğun bir şekilde hidrojen ve helyum vardır.
Akşamları gökyüzüne baktığımız zaman gördüğümüz 6 bin yıldız, toplam yıldızların çok az kısmını meydana getirmektedir. Bizim Galaksimiz olan Samanyolu'nda yaklaşık 200 milyar tane yıldız vardır. Evrende ise bizim galaksimiz gibi yaklaşık 100 milyar tane galaksi vardır.
Gökbilimciler, değişik aletleri ve hesaplama yöntemlerini kullanarak yıldızların yaşını, kimyasal bileşenini ve daha bir çok özelliğini saptayabilmektedir. Bir yıldızın gelişim sürecinde ve sonunun oluşumunda en önemli etken, yıldızın kütlesidir. Bir yıldızın gelişim sürecine bakılarak yıldızın çapı, dönüşü ve sıcaklığı belirlenir. Yıldızların sıcaklık ve parlaklık durumuna göre işaretlendikleri Herzsprung-Rusell diyagramı (H-R diyagramı), yıldızların gelişim sürecinin belirlenmesinde kullanılır.
Yıldızlar genç yaşlarında yapılarında çok miktarda hidrojen, bir miktar helyum ve çok az miktarda daha ağır maddelerden oluşurlar. Yıldız çekirdeği yeteri kadar yoğunlaştıktan sonra içinde bulunan hidrojenin bir kısmı sürekli olarak çekirdek kaynaşması tepkimesiyle helyuma çevrilir. Yıldızın geri kalan kısmı, açığa çıkan erkeyi, ışınım ve ısı yayım (konveksiyon) birleşimiyle çekirdekten uzağa taşır. Bu süreçler yıldızın kendi içine doğru çökmesini engeller ve erke, yıldız yüzeyinde bir yıldız rüzgârı yaratarak dış uzaya doğru ışınım yoluyla yayılır.
Çekirdekteki hidrojen yakıtı bittikten sonra, en azından Güneş'in kütlesinin beşte ikisi kadar bir kütleye sahip olan yıldızlar genişleyerek, daha ağır olan öğeler çekirdekte ya da çekirdeğin etrafında kabuk hâlinde kaynaşarak kırmızı dev hâline gelir. Daha sonra maddenin bir kısmı yıldızlararası ortama salınarak, ağır öğelerin daha yoğun olacağı yeni bir yıldız nesli yaratacak şekle dönüşür. Daha ağır elementler gittikçe arttığı zaman yıldızın içine çöküşü gerçekleşir. Kısaca ifade edecek olursak; yıldızın ölümü gerçekleşmiştir.
İki ya da daha fazla yıldızdan oluşan sistemlerde birbirine kütle çekim gücüyle bağlanmış ve genellikle birbirinin çevresinde düzenli yörüngelerde dönen yıldızlar bulunur. Birbirine çok yakın bir yörünge izleyen yıldızların kütle çekim gücü ile etkileşimlerinin evrimsel gelişimlerinde önemli etkisi vardır.
BİLİNEN EN BÜYÜK YILDIZ
Yüzlerce yıl boyunca yıldızlar üzerinde çalışmalar yapan gökbilimciler, değişik kütlelerde yıldızların varlığını tespit etmişlerdir. Jupiterin 93 katı kütleli yıldızlardan tutunda, Güneş'in onlarca katından daha fazla kütleye sahip yıldızlar tespit edilmiştir.
Tespit edilen en büyük yıldız Eta Carinae adı verilen yıldızdır. Eta Carinae, Karina takımyıldızı içinde bulunan bir yıldız sistemidir. Bize olan uzaklığı yaklaşık olarak 7500 ışık yılıdır. İki bileşenden oluşan yıldızın birinci bileşeninin yaklaşık 150 Güneş kütlesinde olduğu, ikinci bileşeninin ise yaklaşık 30 Güneş kütlesinde olduğu tespit edilmiştir.
Şu an bileşik bolometrik aydınlatma gücü Güneş'in 5 milyon katıdır. Günümüzde göreceli ayrıntı ile incelenebilen en büyük yıldızdır. Eta Carinae'yı çevreleyen büyük ve kalın kırmızı bulutsudan dolayı diğer bileşeni optik olarak görmek imkansızdır. Ancak buna rağmen 30 güneş kütlesine sahip sıcak bir üst devin, birincil etrafında yörüngede olduğu bilinmektedir.
1820 yılında Eta Carinae bilinmeyen bir nedenden dolayı parlamaya başladı. Parlaklığı her geçen gün daha da arttı. Nisan 1843 tarihinde parlaklığı çok fazla arttı ve en parlak 2. yıldız haline geldi. Etrafındaki Homunculus Bulutsusu'nun bu patlama sırasında oluştuğu düşünülmektedir.
Bulutsunun merkezinde Eta Carinae'den yansıyan mor renkli ışık görülebilmektedir. Eta Carinae halen beklenmedik patlamalar geçirmekte olup, büyük kütlesi ve değişkenliği onu önümüzdeki birkaç milyon yıl içerisinde patlayabilecek görkemli bir üstnova adayı haline getirmektedir.
150 Güneş kütlesine sahip olan yıldızın birinci bileşeni Eddington sınırını aşmaktadır. Ancak yeterli kütleye sahip olduğu için yıldız dağılmadan durmaktadır. Eddington sınırına göre ise bir yıldız Güneş'in kütlesinin en fazla 120 katı kadar kütleye sahip olabilir.
Konumuz parlak bir dev olduğuna göre önce bazı ilkelere bakmamız konunun derinlemesine anlaşılması açısından iyi olacaktır. Parlak süper devlerin iki temel özelliği vardır: "Büyük kütle kaybı ve büyük ışıma gücü." İlk bakışta soğuk parlak devlerin parlak mavi değişen yıldızlar ile birbirine karıştığı görülür. Yıldız evrimi bu aşamada anahtar bir rol oynayarak karışıklığı giderir. Parlak süper devler arasındaki farklılık, yıldızların farklı kütlelerinden kaynaklanır.
Büyük kütleli yıldızlar büyük çekimsel kuvvetlere maruz kalırlar. Çekimsel kuvveti yenebilmek için yıldız daha büyük bir sıcaklığa ve bunun da sonucu olarak daha büyük bir ışıma gücüne sahip olur. Çekimsel kuvvet bir yıldızın yaşamı boyunca etkin olmakla beraber, yıldızın enerji üretiminde geçerli olan tek kuvvet değildir. Böyle olmuş olsaydı, Güneş benzeri bir yıldızda çekimsel kuvvet ile enerji üretimi yüz milyon yıl sürerdi. 1950 li yıllarda nükleer reaksiyonların yıldızların enerji üretiminde büyük bir payı olduğu anlaşılmıştır. Güneş benzeri bir yıldız anakol üzerinde 10 milyar yıl yaşar. Yıldız nükleer reaksiyonlar ile çekirdeğinde kontrollü olarak hidrojeni helyuma çevirerek çekimsel kuvvete karşı koyacak zıt bir kuvvet üretir. Bu da yıldızın yaşamını sürdürebilmesi için önemlidir.
Eta Carinae Yıldızı'da diğer yıldızlardan daha fazla yakıt tüketmekte ve bu da onun daha fazla ışık ve ısı üretmesine neden olmaktadır. Eta Carinae kendi kütlesini denge altında tutabilmek için daha fazla hidrojen tüketmekte ve daha fazla helyum ile enerji oluşmaktadır. Bunun neticesinde parlaklığı Güneş'in parlaklığının milyonlarca katına ulaşmaktadır. Aynı zamanda Güneş'ten daha büyük derecelerde sıcaklığa sahip bir yıldız konumunu oluşturmaktadır.

KAYNAKLAR:
TUNA Taşkın, Sonsuz Uzaylar, Boğaziçi Yayınları, 2006.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1z
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eta_Carinae
http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/devler/superdevler.htm

LÜTFİ ŞAHİN

Adlandırma.
Element ve bileşiklerin kimyasal formül veya sembollerle, bazı sistematik yöntemlere göre adlarının yazılması.

Aktiflik.
Reaksiyona girme kabiliyeti, elementlerin bileşik yapabilme eğilimleri.

Aktinitler.
Aktinyum (57Ac) elementinden sonra gelen ve 4f orbitallerinin dolmasıyla oluşan 14 elementin oluşturduğu seri.

Alfa parçacığı.
İki proton ve iki nötrondan oluşan +2 yüklü helyum çekirdeği.

Alkalimetal
. 1A grubundaki hidrojen dışındaki metaller.

Allotrop.
Fiziksel özellikleri ve kristallerinin uzayda dizilişleri birbirinden farklı olan aynı cins atomlar birbirinin allotropudur.

Amalgam.
Civanın diğer metaller ile oluşturduğu alaşımlar.

Ametal.
Metalik karakter göstermeyen periyodik tablonun sağ tarafındaki elementler. Atomları az sayıda elektron alarak anyon oluşturan elementler.

Amfoter oksit
. Hem asitlerle hem bazlarla tepkime verebilen oksitler.

Anlamlı sayılar.
Doğru bir şekilde yapılmış ölçümü ifade eden sayılar.

Anyon.
Negatif (' yüklü iyon.

Asit.
Suda çözündüğünde ortama hidrojen iyonları (H+) ya da hidronyum iyonları (H3O+) verebilen maddelerdir.

Asit oksit.
Suda çözündüğünde ortama asit çözeltisi veren ya da baz veya bazik oksitlerle reaksiyona girerek tuz oluşturan ametal oksitidir.

Aşırı doymuş çözelti.
Belirli sıcaklıktaki doymuş halinden geçici olarak daha fazla çözünen içeren çözelti.

Atmosfer basıncı.
Atmosferdeki havanın ağırlığından dolayı uyguladığı açık hava basıncı

1-Atmosfer basıncı.
76 cm (760 mm) yüksekliğindeki civa sutunun uyguladığı basınç.

Atom.
Bir elementin tüm kimyasal özelliklerini gösteren en küçük parçasıdır.

Atom'gram.
Bir mol atomun kütlesidir.

Atom kütlesi.
Bir atomun atomik kütle birimi cinsinden kütlesidir.

Atom numarası (Z).
Bir atomun çekirdeğindeki proton sayısıoır. Yada nötr bir atomda çekirdeğin etrafındaki toplam elektronların sayısına eşittir.

Atomik kütle birimi (a.k.b).
Bir karbon (126C) atomunun kütlesinin tam olarak 1/12 sine eşittir.

Aufbau yöntemi.
Elektronlar atomik orbitallere enerjileri en düşük olacak şekilde sırasıyla yerleşirler. (Önce 1s, sonra 2s ve sonra 2p nin dolmaları gibi)

Avogadro kanunu.
Aynı sıcaklık ve basınçta bulunan tüm gazların eşit sayıda molekülleri, eşit hacimdedir.

Avogadro sayısı (NA).
126C elementinin 12 gramındaki kesin atom sayısıdır. (6,02.1023 tane mol'1' e eşittir)

Ayırtedici özellik
. Maddeleri ayırt etmek için kullanılan özellik

Ayırma.
Karışımı oluşturan maddeleri fiziksel yöntemlerle ayrıştırma.

Ayrımsal damıtma.
Farklı sıvılardan oluşan bir karışımdaki sıvıları kaynama noktaları farkından yararlanarak ayırma metodudur.

Ayrımsal kristallendirme.
Bir karışımı oluşturan bileşenleri çözünürlük farklarından yararlanarak birbirinden ayırma metodudur.

Azeotrop. Sabit bir kaynama noktası bulunan ve sıvı ile buhar hallerindeki bileşimi aynı olan çözelti.

Bağıl atom kütlesi
. Standart kabül edilen bir elementin kütlesine göre kıyaslanarak bulunan atom kütlesi
Bağlanma enerjisi.
Bir atomun çekirdeğindeki proton ve nötron gibi atom altı taneciklerini bir arada tutan enerjidir.
Barometre.
Açık hava basıncını ölçmek için kullanılan düzenek

Basınç.
Birim yüzeye uygulanan kuvvet

Baz.
Suda çözünürken çözeltiye hidroksit (OH' iyonları veren madde.

Bazik oksit.
Suda çözündüğünde bazik çözelti oluşturan ya da asit ve asit oksitlerle reaksiyona girerek tuz oluşturan metal oksitidir.

Belirleyici madde.
Kimyasal reaksiyonda artan madde karşısında tamamen tükenen madde.

Beta parçacığı.
Radyoaktif bir elementin çekirdeğindeki bir nötronun bir protona dönüşmesi ile açığa çıkan elektron

Bileşik.
İki ya da daha fazla cins elementin belirli oranlarda birleşmesinden oluşan saf madde.

Bileşik oksit.
Aynı katyonun farklı iki değerlik aldığı oksitlerinin biraraya gelmiş hali. Örneğin; Fe3O4, (FeO.Fe2O3)

Bilimsel Yöntem.
Bilimin gelişmesini sağlayan gözlem, deney ve kanunların ve kuramların formüle edilmesi etkinliklerinin bütünü.

Birinci iyonlaşma enerjisi.
Gaz halindeki bir atomdan en gevşek tutulan elektronun uzaklaştırılması için gereken minimum enerjidir.

Bombardıman.
Bir atom çekirdeğine herhangi bir nükleer taneciğin gönderilmesi.

Boyle kanunu.
Sabit sıcaklıktaki bir miktar gazın hacmi ile basıncı ters orantılıdır.

Bozunma serisi
. Radyoaktif bir izotopun basamak basamak çeşitli ışımalar yaparak bozunması ve sonunda kararlı bir izotopa dönüşmesi

Buharlaşma.
Ortalama

Celsius sıcaklık cetveli.
Buzun erime noktasını 0°C ve suyun kaynama noktasını 100°C olarak kabul eden sıcaklık cetveli.

Charles kanunu.
Sabit basınç altında bir miktar gazın, hacmi ile mutlak sıcaklığı doğru orantılıdır.

Coulomb kuvvetleri.
Aynı yüklü tanecikler arasında itme kuvveti veya zıt yüklü tanecikler arasında çekme kuvveti Coulomb kuvvetleri olarak adlandırılır.

Çekirdek.
Atomun merkezinde proton, nötron gibi benzer atom altı parçacıklar içeren, oldukça küçük ve yoğun, pozitif (+) yüklü bölge.

Çekirdek eşitliği.
Radyoaktif bir reaksiyondaki değişiklikleri gösteren denklem.

Çekirdek reaksiyonu.
Bir atomun çekirdeğinde meydana gelen değişmeler, Radyoaktif veya nükleer reaksiyonlar olarak da bilinir.

Çizgi spektrumu.
Gaz veya gaz halindeki bir maddeden gelen ışıklar bir prizmadan geçirilirse elde edilen görünür renkler arasında boşluklar vardır. Bu tür devamlı olmayan spektrumlara çizgi spektrumu denir.

Çökelme.
Bir çözeltide iki tuzun etkileşimi veya sıcaklık değişiminin çözünürlüğe etkisi sonucu çözünmeyen katı bir bileşiğin oluşması.

Çökelme reaksiyonu.
Sonucunda çökelti oluşan reaksiyonlardır.

Çözelti.
İki veya daha fazla maddeden oluşmuş homojen karışım.

Çözücü.
Bir çözeltinin en fazla miktardaki bileşeni veya çözeltiye fiziksel halini veren bileşendir.

Çözünen.
Bir çözeltinin miktar olarak az bulunan bileşenleri

Çözünürlük.
Belirli bir sıcaklıkta sabit hacimdeki bir çözücüde doymuş bir çözelti elde etmek için çözünen maddenin miktarı

Dalga.
Bir ortamda enerji taşıyan eğilim.

Dalga boyu.
Birbirini takip eden iki dalga tepesi yada çukuru arasındaki uzaklık.

Dalton atom modeli.
Atom maddenin en küçük yapıtaşı olup daha küçük parçalara bölünemez içi dolu bir küredir.

Dalton kanunu.
Birbirleriyle reaksiyon vermeyen gazların oluşturduğu karışımın basıncı, karışımda bulunan gazların kısmi basınçları toplamına eşittir.

Damıtma.
Bir sıvıyı buharlaştırıp, oluşan buharını yoğunlaştırarak ayrıştırma işlemi.

d'bloku.
Periyodik tablonun d'orbitallerinin dolmakta olduğu elementleri içeren bölümü.

Değerlik elektronları.
En büyük baş kuvant um sayısına sahip elektron tabakasında bulunan elektronlar.

Denkleştirilmiş denklem.
Aynı tip atomların, denklemin her iki tarafında da aynı sayıda bulunduğu eşitlik.

Devamlı spektrum.
Beyaz ışık bütün renkleri içerdiğinden bir prizmadan geçirilirse elde edilen renkler sürekli olur, yani birinin bitmek üzere olduğu anda öbürü başlar. Renkler sınır bölgelerde iç içe girmiş devamlı bantlar halindedir. Bu tür spektrumlara devamlı spektrumlar denir.

Derişik çözelti.
Göreceli olarak çok miktarda çözücü içeren çözelti.

Derişim.
Bir maddenin belirli miktardaki bir çözücü veya bir çözeltinin içindeki göreceli miktarı.

Dializ.
Bir çözelti içerisindeki küçük iyon veya moleküllerin yarı geçirgen bir zardan geçmesi ve büyük iyon veya moleküllerin geçmemesi işlemi.

Difüzyon.
Bir gazın havada veya başka bir gaz içinde yayılması.

Doğal radyoaktiflik
. Atom numarası 83'ten büyük olan elementlerin kendiliğinden çeşitli ışımalar yaparak yeni elementlere dönüşmesi

Donma.
Sıvı haldeki bir maddenin katı hale geçmesi

Doymamış çözelti.
Belirli bir sıcaklıkta doymuş halden daha az çözücü içeren çözelti.

Doymuş çözelti.
Belirli bir sıcaklıkta çözebileceği maksimum çözüneni içeren çözelti.

Dublet.
Atomların bileşik oluştururken elektron alarak ya da vererek en dış enerji seviyelerindeki toplam elektron sayısının helyum gibi 2 olması hâlidir.

Efüzyon.
Gaz moleküllerinin küçük bir delik aracılığıyla bir kaptan, daha düşük basınçlı ortama yayılması.

Ekzotermik reaksiyonlar
. Dışarıya ısı vererek gerçekleşen reaksiyonlardır.

Elektrolit
. Sulu çözeltisi elektrik akımını ileten madde.

Elektrolit çözelti
. Elektrik akımını ileten çözelti.

Elektrolit olmayan çözelti.
Elektrik akımını iletmeyen çözelti.

Elektroliz.
Bir maddenin sıvılaştırılmış halinde ya da elektrolit çözeltisinde, elektrik akımı yardımı ile kendi bileşinlerine ayrıştırılması

Elektron.
Çekirdeğin etrafındaki ihtimali orbitallerde hareket ettiğine inanılan 1/1840 akb'lik bir kütleye sahip negatif (' yüklü parçacıktır.

Elektron dağılımı.
Elementlerin atomlarında bulunan elektronların, atomik orbitallerine düzenli bir şekilde yerleşimi

Elektronegatiflik.
Bir molekül içerisindeki atomun elektronları kendine doğru göreceli çekme kabiliyeti.

Elektromanyetik spektrum.
Elementler katı yada gaz halinde iken dışarıdan yeterli miktarda alırlarak, belli dalga boyırında ışıma yapmaları.Kaynakwh webhatti.com:

Elektron ilgisi.
Nötr bir atoma (gaz fazında) bir elektron eklenmesiyle meydana gelen ısı değişimi. Bir atomun elektron alma eğiliminin ölçüsü.

Elektron yakalama.
Çekirdeğe en yakın bir enerji seviyesinden bir elektronun çekirdek tarafından yakalanmasıyla oluşan radyoaktif bozunma şekli

Element.
Kimyasal metodlarla daha basit parçacıklara ayrılamayan, aynı cins atomlardan meydana gelen en basit yapıdaki madde.

Endotermik reaksiyon.
Dışarıdan ısı alarak gerçekleşen reaksiyonlardır.

Enerji seviyesi.
Çekirdek etrafında aynı enerjideki elektronların bulunduğu yörüngelerdir.

Erime noktası.
Katı hâldeki maddenin sıvı hâle geçtiği sıcaklık noktası

f ' bloku.
Periyodik tabloda f orbitallerinin dolmakta olduğu elementlerin oluşturduğu küme.

Fahrenheit sıcaklık cetveli.
Buzun 32°F da eridiğini ve suyun 212 °F da kaynadığını kabul eden sıcaklık cetveli.

Frekans.
Belirli bir noktada birim zamanda (saniyede) geçen dalga sayısıdır.

Fiziksel değişme.
Maddenin fiziksel halinde meydana gelen değişmedir.

Fiziksel özellik.
Erime noktası, kaynama noktası, renk, özkütle gibi maddenin iç yapısıyla ilgili olmayan özelliklerdir.

Fizyon (Bölünme) reaksiyonu
. Ağır bir çekirdeğin daha küçük çekirdeklere dönüşmesi. Bu sırada bir kaç nötron ile çok büyük miktarda enerji açığa çıkar.

Flüoresans.
Bir maddenin kısa dalga boylu radyasyon ile uyarılması sonucu ışık yayması. Uyarıcı ortamdan uzaklaştırıldığında ışık yayma işlemi durur.

Formül.
Bileşikteki elementlerin sembollerini ve bu bileşiğin bir molekülündeki atomların kaçar tane olduğunu gösteren sayıları içeren basit ifadedir.

Formül'gram.
Bir mol iyonik bağlı bileşiğin kütlesidir.

Fosforesans.
Bir maddenin uyarılması sonucu ortamdan uyarıcı kaldırılsa da bir süre daha ışıma yapması.

Fotoelektrik olay.
Bir metal üzerine düşürülen ışığın, metal yüzeyinden elektron koparması olayına denir.

Foton.
Işık taneciğ. Işık ışınının enerjisi bu fotonlar içinde yoğunlaşmıştır.

Füzyon (Birleşme) reaksiyonu.
Küçük atom çekirdeklerinin birleşerek daha büyük çekirdekler oluşturmasıdır

Gama ışıması.
Çeşitli radyoaktif ışımalar sonucu yüksek enerjili halde kalan bir çekirdeğin yaydığı ve nüfus etme gücü yüksek olan elektromanyetik ışıma.

Gay ' Lussac kanunu.
Sabit hacimli bir miktar gazın basıncı ile mutlak sıcaklığı doğru orantılıdır.

Gaz kanunları.
Özel şartlar altındaki gazların davranışlarını inceleyen kanunlar.

Gaz sabiti (Rydberg sabiti).
İdeal gaz denkleminde ve bazı diğer denklemlerde karşılaşılan sabit.

Geçiş elementleri.
Periyodik sistemin orta kısmında bulunan ve bileşiklerinde, birden fazla değerlik alabilen d orbitallerinin dolmasıyla oluşan B grubu elementleridir.

Gerçek Gaz.
Davranışı ideal gaz davranışından farklı olan gaz.

Görünür spektrum.
Dalga boyu yaklaşık 390 nm ile 760 nm arasında bulunan ve elektromanyetik ışımanın bütün görünen dalgalarını içeren spektrumu.

Graham kanunu.
Sabit sıcaklıkta bir gazın difüzyon veya efüzyon hızı, o gazın öz kütlesinin karekökü ile ters orantılıdır.

Grup
. Periyodik sistemdeki benzer kimyasal özelliğe sahip elementlerden oluşan dikey sütunlar.


Hacim
. Maddenin uzayda kapladığı boşluk.

Halojenler.
Tuz yapıcı anlamına gelen ve periyodik tabloda, atomlarının son yörüngelerinde yedi elektron bulunduran elementlerin oluşturduğu 7A grubu.

Heterojen karışım.
Her noktasında aynı özellik göstermeyen karışımlardır.

Hızlandırıcı.
Elektron, proton ve alfa parçacığı gibi yüklü parçacıklara çok yüksek kinetik enerji kazandıran alet.

Hidrat.
Kristal yapısında belirli miktarlarda su molekülü içeren bileşiklerdir.

Homojen karışım.
Her noktasında aynı özellikleri gösteren karışımlardır.

Hund kuralı.
Eş enerjili orbitallere (2px, 2py, 2pz gibi) elektronların paralel spinli maksimum sayıda eşleşmemiş elektron sağlayacak şekilde yerleştirilmesi.

Işık hızı.
Bütün elektromanyetik dalgaların boşluk kabul edilen, maddeden arınmış ve havası boşaltılmış ortamda 3•108 cm/s lik bir hızla ile ilerleyişi.

Işın tedavisi.
Radyoaktif ışımanın tedavi amacıyla kullanımı, radyoterapi.

İç geçiş elementleri
. Periyodik sistemin alt kısmında yer alan ve f orbitallerinin dolmasıyla oluşan elementler. Aktinitler ve lantanitler.

İdeal gazlar
. Bütün basınç değerlerinde Boyle kanununa uyan gazları tanımlar. Gerçek gazlar yüksek sıcaklık ve düşük basınçta ideal davranışa yaklaşır.

İndirgen.
Kimyasal reaksiyonlarda kendisi yükseltgenerek karşısındakini indirgeyen madde.

İndirgenme.
Elementlerin elektron olarak bir değerlikten daha düşük değerliklere geçmesi.

İyon.
elektriksel yük taşıyan atom ya da atom grupları. İyonlaşma. Gaz halindeki bir atomun en uzak yörüngesindeki en zayıf tutulan elektronunun koparılması işlemine denir.

İyonik bağ.
Bir metal ile ametal arasında elektron alış'verişi sonucunda oluşan bağ türü.

İyonik bileşik
. Atomları arasında iyonik bağ içeren bileşikler.

İyonlaşma enerjisi.
Gaz halindeki nötr bir atomun bir elektronun uzaklaştırılması için gerekli minumum enerji.

İzoelektronik.
Değerlik elektron sayıları aynı olan atom veya iyon türleri.

İzoton.
Nötron sayıları aynı proton sayıları farklı olan atomlar.

İzotop.
Proton sayıları aynı nötron sayıları farklı ya da bir başka değişle atom numarası aynı, kütle numarası farklı olan atomlar.

Javel suyu
. NaOH çözeltisinden CI2 gazı geçirilerek elde edilen ve hipoklorit CIO' iyonları içeren çamaşır suyu olarak kullanılan ağartıcı madde.
Kaba formül.
Bir bileşikteki elementlerin sadece cinsini ve oranını belirten en basit formül.

Kademeli reaksiyon.
Birden fazla reaksiyon basamağına sahip reaksiyonlar serisi.

Kalkojen.
Filiz yapan 6A grubu elementleri.

Kararlı bileşik
. Kolaylıkla bozunup, ayrışmayan bileşik

Karışım.
İki ya da daha fazla maddenin gelişigüzel oranlarda, kimyasal özelliklerini yitirmeden oluşturdukları madde.

Katı
. Belirli kütle, hacim ve şekli olan içine girdiği kabın şeklini almayan madde hali.

Katlı oranlar kanunu.
İki element aralarında birden fazla bileşik oluşturuyorsa, birinin sabit tutulan miktarına karşılık diğerinin değişken miktarları arasında küçük ve tamsayılarla ifade edilen bir oran vardır.

Katot ışın tüpü.
Uçlarında metal elektrot bulunan ve içerisine düşük basınçta gaz konulup elektronlara elektriksel gerilim uygulanmasıyla gaz örneğinin ışık yaymasını sağlayan tüp.

Katyon.
Pozitif (+) yüklü iyon

Kaynama.
Bir sıvının buhar basıncının, ortam basıncına eşit olması.

Kaynama noktası.
Bir sıvının buhar basıncının, açık hava basıncına eşit olduğu andaki sıcaklık değeri.

Kelvin sıcaklık cetveli
. Mutlak sıcaklıktır. Moleküllerinin ortalama kinetik enerjilerine göre kullanılan sıcaklık cetveli.

Kısmî basınç.
Bir gazın, içinde bulunduğu karışımın toplam basıncı içerisinde sahip olduğu basınç. Bir gazın karışım içersinde tek başına uyguladığı basınç.

Kızıl ötesi ışınlar.
Dalga boyu 10'6 m ile 10'4 m arasında olan zayıf enerjili dalgalar.

Kimya.
Maddelerin özellikleri ile maddeler arası etkileşimleri inceleyen bilim dalı.

Kimyasal denklem.
Kimyasal reaksiyon oluşumunu sembollerle gösteren denklem.

Kimyasal formül.
Bileşiğin bileşimini kimyasal sembol ve rakamlar kullanarak gösterme şekli.

Kimyasal özellik.
Maddenin iç yapısıyla ilgili özellikler.

Kimyasal reaksiyon.
Bir ya da daha fazla maddelerin bir veya birden fazla farklı maddelere dönüştüren bir çeşit değişimlerdir. Kısaca yeni oluşumlara sebebiyet verecek şekilde atomların başka dizilişlerini sağlayan işlemler.

Kinetik teori.
Gaz ve sıvı moleküllerinin davranışlarını kuramsal olarak açıklayan teori.

Konsantrasyon.
Çözeltide çözünmüş olan göreceli madde miktarıdır. Düşük konsantrasyonlu çözeltilere seyreltik, yüksek konsantrasyonlu çözeltilere derişik çözelti denir.

Kontrol çubuğu.
Nükleer bir reaktörün kalbine yerleştirilen, zincirleme fizyon reaksiyonunu kontrol altına almaya yarayan çubuk. Genellikle bor, kadmiyum veya zirkonyum gibi elementlerden yapılır ve ortamdaki nötronları soğurmak için kullanılır.

Kovalent bağ.
İki elektronun iki atom tarafından paylaşılması ile oluşan bağ.

Kovalent bileşikler.
Atomları arasında kovalent bağ içeren bileşikler.

Kritik kütle.
Bir nükleer fizyon reaksiyonun kendiliğinden zincirleme olarak devam edebilmesi için gerekli olan nükleer yakıt kütlesi.

Kromatografi
. Çözücü ve ayırt edici ortam kullanarak çözünen madde karışımını bileşenlerine ayırma metodu.

Küresel simetri.
Bir element atomunun değerlik orbitallerinin tam ya da yarı dolu olma hali,

Kütle.
Değişmeyen madde miktarı.

Kütlenin korunumu kanunu.
Bir kimyasal reaksiyonda, reaksiyona giren maddelerin kütleleri toplamı, reaksiyon sonucu elde edilen ürünlerin kütleleri toplamına eşittir.

Lewis yapısı.
Değerlik elektronlarının noktalarla gösterilmesi ile yazılan formüller.

Ligand.
Kompleks iyonlarda merkez atomu saran komşu gruplardan her biri.

Lantanitler.
Lantanyum (89La) elementinden sonra gelen ve 5f orbitallerinin dolmasıyla oluşan 14 element.

Madde.
Uzayda yer kaplayan kütlesi olan herşey.

Makroskobik.
Çıplak gözle incelenebilen.Manometre. Kapalı kaptaki gazların basıncını ölçmek için kullanılan düzenek.

metal.
Kimyasal reaksiyonlarda pozitif değerlik alan ve kendine has bir kakım özellikleri olan element.

Mikrodalgalar.
Dalga boyu 10'8 ile 10'1m arasında bulunan düşük frekanslı dalgalar.

Mikroskobik
. Mikroskop olmadan, çıplak gözle ölçülemeyen çok küçük yapılar.

Mineral.
Belli bir formülü olan doğada saf halde bulunan metal bileşiği.

Mol
. 6,02•1023 adet tanecik, atom veya molekül.

Mol kesri.
Bir gazın mol sayısının, gazın içinde bulunduğu karışımın toplam mol sayısına oranı.

Molal donma noktası azalması sabiti.
Bir molal parçaçık içeren çözücünün donma noktasındaki azalma miktarı.

Molal kaynama noktası yükselmesi sabiti.
Bir molal parçaçık içeren çözücünün kaynama noktasındaki artma miktarı.

Molalite.
Bir kilogram çözücü içerisinde çözünmüş maddenin mol sayısı.

Molarite.
Bir litrede çözeltide çözünmüş olan maddenin mol sayısı.

Molar hacim
. 1 mol maddenin kapladığı hacim.

Molar kütle.
1 mol atom veya molekülün gram cinsinden ağırlığı.

Molekül.
Bileşiği oluşturan en küçük yapı.

Molekül formülü.
Molekülü oluşturan atomların sayısını tam olarak gösteren formül.

Molekül'gram
. Bir mol kovalent bağlı bileşiğin kütlesi.

Molekül kütlesi.
Bir moleküldeki atomların akb cinsinden toplam kütlesi.

Mor ötesi ışınlar.
Dalga boyu 10'8 m ile 10'10 m arasında olan yüksek enerjili dalgalar

Net iyon denklemi.
Kimyasal reaksiyonda sadece rol alan iyonların gösterildiği bir kimyasal denklem.

Normal kaynama noktası.
Deniz seviyesindeki bir sıvının buhar basıncının, açık hava basıncına (760 mmHg) eşit olduğu andaki sıcaklık değeri.

Normalite
. Bir litre çözeltide çözünmüş maddenin eşdeğer-gram sayısı.

NŞA
. Sıcaklığın 0°C ve basıncın 1 atm olan durum.

Nötr oksit.
Ametallerin oksijence fakir olan oksitleridir.

Nötron.
Atomun çekirdeğinde bulunan ve kütlesi yaklaşık 1 akb olan yüksüz tanecik.

Nötürleşme reaksiyonu.
Asitlerle, bazlar arasında oluşan reaksiyonlar.

Nükleer enerji.
Radyoaktif reaksiyonlar sonucu açığa çıkan enerji, atom enerjsi.

Nükleer reaktör.
İçerisinde nükleer fizyon reaksiyonunun kontrollü bir şekilde gerçekleştirildiği sistem.

Nükleer yakıt
. Nükleer reaktörde enerji üretmek için kullanılan bölünebilen izotopları içeren madde.

Nükleon.
Proton ve nötron gibi atom çekirdeğini oluşturan temel parçacıklar.


Oksi asit.
Yapısında oksijen bulunduran asitler.

Oksidasyon sayısı.
Bileşikteki bir atomun değerliği, bir elementin yükü.

Oksit.
Oksijenin soygazlar ve flor haricindeki elementlerle yaptığı bileşikler.

Ortalama serbest yol.
Bir gaz molekülünün ortalama olarak iki çarpışma arasında aldığı yol.

Oktet
. Bir atomun en dış enerji seviyesindeki elektron sayısının 8 olması hali.

Orbital.
Çekirdeğin etrafında dönen elektronların bulunma ihtimali en yüksek olduğu bölgeleri ve elektronların hareketini belirleyen matematiksel dalga denklemi.

Ozmos.
Bir çözücünün yarı geçirgen bir zardan daha derişik bir çözeltiye geçmesi.

p'bloku.
Periyodik tabloda p'orbitallerinin dolmakta olduğu elementler grubu.

Pauli prensibi.
Bir atomda dört quantum sayılarda birbirinin tamamen aynı olan iki elektron bulunamaz.

Periyot.
Periyodik sistemdeki yatay sıralar.Periyodik tablo. Kimyasal ve fiziksel özellikleri göz önünde tutularak elementlerin atom numaralarına göre sıralanışını gösteren çizelge.

Peroksit.
O2'2 iyonu içeren oksit bileşikleridir.

Plazma.
Gaz fazındaki atomların çok yüksek sıcaklıklarda iyonlaşarak çekirdek ve elektronlarına ayrışması sonucu oluşan akışkan madde.

Proton.
Atomun çekirdeğinde bulunan kütlesi 1 akb lik +1 yüklü atom altı parçacıkları.

Pozitron parçacığı.
Radyoaktif bir elementin çekirdeğindeki bir protonun bir nötrona dönüşmesi ile açığa çıkan pozitif yüklü elektron.


Radyasyon.
Enerjinin elektromanyetik dalgalar ya da parçacıklar halinde yayılması.

Radyoaktiflik.
Çekirdeğinin kararsızlığından dolayı bir atomun kendiliğinden, sürekli olarak çeşitli ışımalar yaparak enerji yayması.

Radyoaktif izleyici.
Biyolojik ve kimyasal süreçlerin izlenmesinde kullanılan radyoaktif özelliğe sahip izotoplar.

Radyoaktif olay.
Atomun çekirdeğinde meydana gelen herhangi bir değişiklik.

Radyoaktif serpinti.
Bir nükleer patlama sonucu atmosfere yayılan radyoaktif atıkların rüzgar ya da yağmurla tekrar yeryüzüne inmesi.

Radyografi.
X ya da gama ışıması yardımı ile film ya da duyarlı plaka üzerinde görüntü elde etme yöntemi.

Radyoizotop.
Bir elementin radyoaktif özellik gösteren izotopları.

Raoult Kanunu.
Çözeltinin uçucu olan bir bileşieninin buhar basıncı, bu bileşenin mol kesri ile saf sıvısının buhar basıncı çarpımına eşittir.

Rutherford atom modeli
. Atomun çekirdeğinde proton bulunup, çekirdeğin etrafında tıpkı güneş sistemindeki gezegenler gibi dönen elektronlar mevcuttur.
s'bloku.
Periyodik tablonun sol tarafında metal atomların oluşturduğu blok.

Sabit.
Bir fiziksel niceliğe ait değişmez değer. Örneğin : Işık hızı ve Avogadro sayısı birer sabittir.

Sabit oranlar kanunu.
Herhangi bir bileşiği oluşturan maddelerin kütleleri arasında daima sabit bir oran vardır.

Sert su
. Sabun ile köpük oluşturmayan su. Eğer su içerisinde sertliğe sebep olan HCO3' iyonu ve buna bağlı katyonlar var ise bu tür sulara geçici sertliğe sahip sular denir. Eğer sertliğe HCO3' den başka (SO4'2 gibi) iyonlar sebep oluyorsa böyle sulara kalıcı sertliğe sahip sular denir.

Seyreltik çözelti.
Göreceli olarak az miktarda çözünen içeren çözelti.

Seyreltme.
Bir çözeltinin konsantrasyonunun, çözeltiye çözücü eklemek sureti ile azalması.

Sıcaklık.
Termal ilişki içindeki maddeler arasında meydana gelen ısı akışını tanımlayan fiziksel özellik.

Sıvı.
Maddenin hali. Kütlesi ve hacmi belli olan fakat belirli bir şekli olamayan maddedir. Bu yüzden içine konulduğu kabın şeklini alır.

Sıvı basıncı.
Sıvı tarafından birim yüzeye uygulanan basınç.

Sıvı ' buhar basıncı.
Buhar fazına geçen, sıvı moleküllerinin uyguladığı basınç.Sıvı ' buhar dengesi. Bir sıvıdaki moleküllerin sıvı fazdan, gaz fazına geçme (buharlaşma) hızları ile gaz fazından, sıvı fazına geçme hızlarının (yoğunlaşma) eşit olması hâli..

Standart sıcaklık ve basınç.
273,15 K veya 0°C ve 101,33 kPa veya 1 atm (760 mmHg).

Stokiyometri.
Kimyasal reaksiyonlardaki giren maddelerle, ürünler arasındaki kütle ilişkileri.

Soğutma etkisi.
Buharlaşma olan ortamda, ortalama kinetik enerjileri fazla olan moleküllerin sıvıdan, gaz fazına geçmelerinden dolayı ortamın kinetik enejisinin azalması yani ortamın soğuması.

Soygaz.
Kimyasal reaksiyonlara karşı ilgisiz elementler. Periyodik tablodaki 8A grubu elementleri.İnert veya asal gaz olarakta bilinirler.

Sulu çözelti.
Çözücüsünün su olduğu çözelti

Temel hâl.
Bir atomun bütün elektronlarının en düşük enerjili haline sahip olduğu durumdaki elektron dağılımı.

Termokimya.
Kimyasal reaksiyonlardaki ısı değişimini inceleyen kimya bilimi.

Thomson atom modeli.
Atom bir küre şeklinde olup, içerisinde protonlar ve elektronlar rast gele yerlere,tıpkı kekin içerisindeki üzüm gibi dağılmış halde bulunurlar.

Toprak alkali metaller.
Periyodik tablonun 2A grubunda bulunan metaller.

Transuranyum elementleri.
Atom numarası 92 den (Uranyum elementinin atom numarasından ) büyük olan elementler.

Tuz.
Asitlerle, bazların reaksiyonu sonucu oluşan ürün

Uçucu sıvı.
Moleküller arasında çekim kuvveti ve kaynama noktası düşük , buna karşılık buhar basıncı yüksek olan sıvı.

Uçucu olmayan sıvı.
Moleküller arasında çekim kuvveti ve kaynama noktası yüksek, buna karşılık buhar basıncı düşük olan sıvı.

Uyarılmış hâl.
Temel haldeki bir elektronun, dışarıdan enerji verilerek daha kararsız olan bir dış yörüngeye çıkarılması hâli.

Ürün.
Kimyasal reaksiyon sonucu oluşan maddeler


Zincirleme reaksiyon.
Nükleer fizyon reaksiyonundan 235U gibi bölünebilen çekirdeklerin nötron kaparak yeni çekirdeklere bölünmesi ve daha fazla sayıda nötron oluşturması. Oluşan bu yeni nötronlar sayesinde reaksiyon büyüyerek ilerler.

Mayalar tek hücreli canlılardır ve ökoryot hücre yapısına sahiptirler. Mantarlar içinde yer almaktadırlar. Günümüzde birçok alanda mayaların kullanılabilir olduğu görülmektedir. En yaygın örnekleri arasında ise ekmeğin kabartılması ve alkollü içki fermantasyonu gösterilebilir. Geleneksel gıda fermantasyonu ile beraber tıp alanında ve endüstride de sıklıkla kullanılmaktadır.

Mayaların fizyolojik yapılarına baktığımızda ise; aerobik veya fakültetif anaerobik ( istemli anaerobik) özelliğe sahip oldukları görülür. Zorunlu anaerobik ( obligat) olarak bilinen maya türü yoktur.

Endüstriyel önem taşımalarındaki en büyük etken, glikoz fermantasyonunu oldukça iyi gerçekleştiriyor olmalarındandır. Özellikle mayaların tanımlanmaları maya biyoteknolojileri için oldukça önemlidir.

Oksijen yokluğunda karbonhidratlar ; karbondioksit ve alkole dönüştürülürler. Ortaya çıkan alkol (etanol) bira ve şarap üretimi için şişelenir. Ekmek yapımında ise ortaya çıkan alkol buharlaşır ve oluşan karbondioksit ekmeği kabartır.

Glukoz fermantasyon reaksiyonu örneğine bakarsak ;
C6H12O6 (glikoz) = 2C2H5OH + 2CO2 + 2 ATP
Şeker (glikoz) = Alkol + Karbon Dioksit + Enerji (ATP)

ÜREMESİ
Mayalar eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde üreme özelliğine sahiplerdir.
Eşeysiz üremeleri tomurcuklanma ile gerçekleşir.Ana hücreden oluşan bir tomurcuk yeterli büyüklüğe ulaştığında kopma gösterir ve ardında bir iz bırakarak ana hücreden ayrılır.

Mayaların eşeyli üremesi ise farklı eşem tipine sahip hücreleriyle gerçekleşir. Askospor oluşumu ile eşeyli olarak ürerler.İki uyumlu mantar hücresinin bir araya gelmesi ve çekirdeğin mayoz bölünmesi ile oluşur.

Peki maya hücreleri besin ihtiyaçlarını nasıl karşılamaktadır?
Maya hücreleri klorofil içermediklerinden dolayı zorunlu olarak kemoorganotrofik özellik gösterirler. Üreyebilmeleri için organik karbon gereklidir.Karbon kaynağı olarak da basit şekerleri, organik yağ asitlerini ve bazı polimerik bileşikleri kullanabilirler.
MAYALARIN BÜYÜME ORTAMLARI VE EKOLOJİLERİ
Mayalar ; toprak, su ve havadan izole edilebilirler. Yüksek şekerli çevresel numunelerden izole edilimleri gerçekleştirilebilir. Bunlar genellikle gıda bozucu mayalar olarak bilinirler. Ayrıca enfeksiyonlara sebep olan birçok maya türü de bulunmaktadır.

Gelişme gösterdikleri ortamlara baktığımızda; daha çok inorganik tuzlarla karbonhidrat içeren hafif asidik besiyerlerinin olduğunu görürüz. Bakterilere karşı doğal bir korumanın sağlanması için besiyeri pH' sının 3,5- 5,4 aralığındaki asidik düzeyde tutulması gerekmektedir.
MAYALARIN TANIMLANMASI VE ÇEŞİTLİLİĞİ
Mayaların tanımlanması ve çeşitliliğinin bilinmesi özellikle maya biyoteknolojisi için oldukça önemlidir.Henüz tanımlanmamış birçok maya genus ve türü olmasının yanında, tanımlanabilmiş 700 çeşit maya türü de mevcuttur. Türlerin ayrımında hem morfolojik hem de fizyolojik testler kullanılır.

Özellikle biyoteknolojik önemi yüksek maya türlerinin belirlenip, korunması ve saklanması son derece önemlidir.Gelişen tekonoloji ile birlikte türler daha kolay karekterize edilebilmektedir. Günümüzde belirlenen 6 mayanın genomik çalışmalarına devam edilmektedir.

MAYALARIN ÖNEMİ VE BİYOTEKNOLOJİDE KULLANIMI
Mayalar ekonomik, sağlık ve sosyal açıdan bilinen en önemli organizmlardır ve çok eskilerden beri kullanılmaktadırlar. Şekerin maya tarafından fermantasyonu, alkollü içeceklerin üretimi,ekmek yapımında ekmeğin kabartılması ve şarap bira yapımı, binlerce yıldır kullanılan en eski biyoteknolojik faaliyetleridir. Mayalar özellikle geleneksel gıda fermantasyonları dışında genetik mühensidliği alanında da kullanılır. Başka canlılara ait proteinlerin veya bazı farmasötik ajanların daha kolay ve ucuz üretilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Örneğin insülin, interferon proteinleri ile aşı üretiminde gerekli hepatit B virüsünün kabuk proteinleri mayalar tarafından üretilmektedir.

MAYA ENDÜSTRİSİNDE ÖLDÜRÜCÜ FAKTÖRLER
Bazı endüstriyel mayalarda sentezlenen toksik bir molekül,bu özelliğe sahip olmayan mayalar için öldürücüdür.Özellikle bira sektöründe karşılaşılan bu problem biranın oluşumunu durdurmakla beraber biraya da kötü bir tat katmaktadır.

Fermatasyon sektöründe istenilmeyen mayaların sisteme girmesi ürün kalitesini düşürmektedir.Buna önlem olarak; bağışıklık kazanmış maya türleri bu toksinlere karşı oluşturulur.

Endüstriyel alanda kullanılacak mayalrın bazı karekteristik özellikleri taşıması gerekmektedir.
Şekeri yüksek düzeyde kullanbilmesi ,yüksek sıcaklığa dayanabilmesi,alkol üretiminin fazla olması,iyi bir aroma oluşturabilmesi,fermantasyonu hızlı gerçekleştirmesi ve genetik stabilitesinin yüksek olması bunlardan bazılarıdır.
MAYA TİPLERİ VE ÜRETİMİ
1.Kuru Maya
a. Aktif Kuru Maya
b. İnstant Kuru Maya
2. Yaş Maya
a.Taze Krem/Sıvı Maya
b.Yaş Pres Maya

Yaş pres maya daha çok ekmekçilik sektöründe,
Kuru maya ise evlerde kullanılmaktadır.Her ikisi de benzer proseslerle üretilir.Kuru maya farklı maya suşları ile üretilip daha sonra kurutıulur.

Ekmek mayası üretiminde saf maya kültürü ve melas kullanılır.
Maya olarak Saccharomyces cerevisiae kullanılmaktadır.
Şeker kamışı ve şeker pancarı temel karbon kaynağı olarak mayanın üremesinde kullanılır.
Fermantasyon işlemi mayaların bir seri tankın içinde aerobik koşullarda serbest oksijen veya hava verilmesi ile gerçekleştirilir.

BİYOTEKNOLOJİK ÖNEME SAHİP BAZI MAYALAR
Axula adeninivorans
Candida türleri
Hansenula polymorpha
Pachysolen tannophilus
Phaffia rhodozyma ve Pisch türleri
Rhadosporidium toruloides
Saccharomyces türleri
Saccharomycopsis türleri
Schizosaccharomyce pombe
Schwanniomyces türleri
Trichosporon cutaneum
Yarrowia lipolytica
Zygosaccharomyces rouxii

Sayfaya Git: [2/3] Önceki 1 2 3 Sonraki
Popüler Sayfalar:
Son Bakılanlar: