öğretmen Yazıları - Fen ve Teknoloji Sitesi
EtiketŞu anda öğretmen konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 6 içerik bulunuyor.
Oldukça kurak geçen yaz aylarının sonunda okullar açılır ve bu okulların açılması ile beraber soğuk günlerin başlayacağı bilinir. Okuldaki öğretmenler öğrencilerine yağan yağmurun ve karın neden yağdığını açıklamaya çalışırlar, genellikle de öğrenciler bunu anlarlar.
Güneşin ısısına bağlı olarak denizlerden ve diğer su kaynaklarından su buhar olarak gökyüzüne doğru çıkar. Dünya' nın değişik bölgelerinden aynı anda binlerce ton su buhar halinde gökyüzüne çıkar.
Gökyüzünde bulunan su taneleri çekim gücüne bağlı olarak birbirlerine yaklaşırlar ve büyük su kitlelerini oluştururlar. İşte, gökyüzünde gördüğümüz bulutları oluşturan şey bu su buharıdır.
Gökyüzünde gördüğümüz bulutlar, rüzgarın etkisiyle beraber taşınırlar. Aynı zamanda bulutlar nasıl ki buhardan oluştuysa, tam tersi olarak yağmur ve kar olarakta yeryüzüne inebilirler.
Bulutlar eğer ki soğuk hava tabakalarıyla karşılaşırlarsa yoğunlukları artar ve soğuk havanın derecesine bağlı olarak yağmur ya da kar olarak yeryüzüne düşebilirler.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Tarih içerisinde insanlar hep toplu yaşamışlardır. İnsanların toplu yaşamalarında en önemli etken ise sosyal varlıklar olmalarıdır.
İlkel çağlarda yaşamış olan insanlar daha çok vahşi hayvanlardan korunmak için toplu bir şekilde yaşamışlardır. Daha çok mağaralarda bulunan insanlar, toplu bir şekilde yaşamalarına bağlı olarak vahşi hayvanlardan daha iyi korunmayı başarmışlardır.
İleri ki yıllarda, özellikle de paranın bulunuşu ile beraber, toplu yaşam şekli daha rahat yaşam koşullarının oluşturulması için gerekli olmuştur. Elbise isteyen kişi terziye gitmiş, traş olmak isteyen kimse berbere gitmiş; ama topluluk içerisindeki herkesin bir görevi olmuştur.
Günümüzde de insanlar topluluklar halinde yaşamakta ve her insan kendi mesleğini yerine getirmektedir. Öğretmenler kendi mesleklerini, esnaflar kendi mesleklerini, berberler kendi mesleklerini... bu şekilde bütün insanlar toplum içerisinde görev almakta ve bu da daha rahat yaşam tarzının oluşturulması için gereklidir.
Eğer ki insanlar toplu halde yaşamamış olsaydı, insanlar bütün işlerini kendileri yapmak zorunda kalacaklardı, bu ise hayatın zorlaşması anlamına gelirdi. Düşünsenize bir insanın hem yiyeceği ekmek için buğday ektiğini... bu kişi aynı zamanda giyeceği elbiseyi dikecek, hem hayvancılık yapacak vb bir çok işi kendisi yapmak zorunda kalacaktı. Topluluk halinde yaşayan insanlar rahat bir şekilde yaşamanın gereğini yerine getirmiş olmaktadırlar.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Klasik fizikten modern fiziğe geçişi sağlayan Kuantum Kuramı nın kurucusu olmakla tanınır.
Hukuk profesörü olan babasının evinde delillerden çözüme ulaşan akıl yürütmeleri dinleye dinleye yetişiyordu, bu temel hem orta, hem yüksek eğitim kurumlarındaki öğrencilik yıllarında, O nu özellikle matematikte olağanüstü yapıyordu. Müziğe de son derece büyük bir ilgi duymakla birlikte üniversitedeki öğretmenleri, akıl yürütmedeki gücünü ve matematiksel düşünme yeteneğini kuramsal fizikte kullanmasını öneriyorlardı. Gerçekten bu özendirici ve bilgili öğretmenlerinden, özellikle Helmholtz, Clausius ve Kirchhoff yararlı ve yönlendirici oluyorlardı. Helmhotz un haklı desteği ile genç yaşta üniversiteye katılıyor ve 27 yaşında profesörlüğe yükseliyordu.
Berlin Üniversitesi ne atandıktan sonra yaşlı öğretmeni Kirchhoff un yıllar önce ele aldığı "Siyah cisim" ışınımı üzerinde duruyordu. Siyah cisim, her frekanstan ışığı soğuran ve ısıtıldığında da her frekanstan ışık salması gereken cisimdi. Kuşkusuz kuvvetli alandaki frekansların sayısı zayıf alandakilerden daha çoktu. Tıpkı bin sayısından büyük tam sayılar sayısının, bin sayısından küçük tam sayılar sayısından daha çok olması gibi. O halde, siyah cismin her frekanstan yayacağı ışınımlardan, yüksek frekanslı olanların sayısı, alçak frekanstakilerden, kıyaslanamayacak kadar çok olacağından ve yüksek frekanslılar tayfın mor ucunda bulunduklarından siyah cisim ışınımının tamamı mor olmalıydı. Böylece görünen ışınımın tamamı mor olacağı beklendiğinden bu duruma "Mor Baskını" deniyordu.
Fakat gerçekte mor baskını olmuyor, 1890 yıllarının fiziği neden veya nedenleri bulamıyordu. Wien ve Rayleigh siyah cisim ışın salınımlarının gerçek yayılışını açıklayan formüller geliştiriyorlar; fakat birincisi yüksek ve ikincisi ancak alçak frekansları açıklayabiliyorlardı. "Işık salınımı, enerji yayılımı olduğuna göre," diyordu lanck "Wien ve Rayleigh in varsaydıkları gibi enerji, sonsuz bölünebilir değildir. Nasıl madde parça parça ise enerjinin de böyle olması gerekmektedir." Bu enerji paketlerine de Planck, "Ne kadar" anlamında "Kuantum" veya çoğul olarak "Kuanta" diyordu. Ayrıca, bir elektromanyetik ışınımın büyüklüğü, frekansı ile (bir saniyede yükün yaptığı titreşim sayısı) doğru orantılı olmalıydı.
Bu düşüncelerle Planck matematikte çok yaygın; "varsayarsak ne olur" ilkesini kullanarak bu iki varsayım doğru olduğunda siyah cismin neden tamamen mor renkler salmadığını açıklamaya çalışıyordu. "Görünen tayfın bir ucundaki mor rengin frekansı, diğer uçtaki kırmızı renk frekansının iki katıydı.a Enerji dilinde bu, mor ışık kuantası enerjisinin, kırmızı ışık kuantasının iki katı olması anlamındaydı. Yani mor ışık iki kez daha fazla enerjili idi.
Eğer enerji, kuantalar halinde soğurulup yayılıyorsa, siyah cisim her dalga boyunu aynı miktarda yaymamalıydı. Alçak frekanslı ışın yayımı için az enerji gerekirdi. Halbuki, yüksek frekanslı ışınların yayımı için daha çok kuanta bulunması zorunluydu. Bu enerjinin toplanması, kuşkusuz daha güç oluyor, frekans yükseldikçe yüksek frekanslı ışın yayımı olasılığı azalıyordu. Örneğin 600 c derece sıcaklıktaki bir cisim küçük kuantada ışın yaydığı için kırmızı görünüyordu. Bu nedenle "Mor Baskın", olmuyordu; çünkü bu rengin gerektirdiği yüksek enerjinin toplanması güçtü. Isı yükseldikçe sağlanan enerji artıyor, böylece mor renk yayımı olanaklaşıyordu. Cisimler ısındıkça, görülen renklerin turuncu, sarı ve sonra mavimsi olmasının nedeni buydu. Bu, Wien in deneylere dayanan gözlemlerinin de kurumsal açıklaması idi. Kuanta miktarı, frekans ile doğru orantılı olduğuna göre, (Frekans/Kuanta) değişmiyor; yani sabit kalıyordu. Buna "Planck Sabitesi" deniyor ve (h) ile gösteriliyordu. Sonradan yapılan pek çok deneyler sonucu, (h) nin evrenin temel sabitelerinden (değişmezlerinden) biri olduğu kabul ediliyordu.
Zamanın ileri gelen fizikçileri bu açıklamaları kabul edemiyorlar, bunları bilen Planck bile, sonradan fizikte yeni bir devir açtığında birleşilen düşüncesinin, doğada karşılığı bulunmayan matematik bir sonuç olduğu endişesine kapılıyordu. Nihayet Einstein, ışınımın kuanta olduğunu gösteren fotoelektrik etki olayını açıklayarak, Planck ın kuramını ilk kullanan oluyordu.
Bir problem hakkında bu gibi varsayımlar yaparak, bunların hangi sonuca götüreceklerini, dolayısıyla çözüm elde edilip edilmeyeceğini araştırmak yöntemini, birçokları g3ibi Planck da kullanıyor; hatta Einstein, aynı yaklaşımdan yararlanarak, özel görecelik kuramına ulaşıyordu. Planck, Görecelik Kuramı nı hemen benimsemekle birlikte, matematik ile fiziksel gerçeğe ulaşmış olacağına hala inanamıyordu. Fakat Bohr, atomun yapısını açıklamak için kuantum kuramını kullanıyor, o zamana kadar açıklanamayan kimi olguları aydınlığa kavuşturuyor; hatta bilinmeyen kimi atom parçacıklarının varlığını kuantum kuramına dayanarak tahmin ediyordu.
1918 yılına gelindiğinde yeni kuramın önemi artık anlaşılıyor, "Klasik Fizik" ile "Modern Fizik" dönemi onunla ayrılıyor ve yalnız Planck a 1918 yılı Nobel Fizik Ödülü sağlamakla kalmıyor, yeni bakış açısından fiziksel olayları inceleyen Einstein ve Bohr için de onur nedeni oluyordu.

İnsanlar yüzlerce yıl boyunca doğada var olan olağanüstü olaylardan etkilenmiş ve zaman zamanda bunlardan korkmuştur. İnsanoğlunun korktuğu şeylerden birisi de şimşek ve yıldırımlar olmuştur.
Elektrik konusunu anlatan bir öğretmenin ilk vereceği örnek; "yün elbisesini değiştiren bir öğrencinin çıtır çıtır diye ses duyacağı ve kıvılcımlar görebileceğidir." Öğretmenin daha sonra vereceği örnekler içerisinde muhtemelen şimşek ve yıldırım konusu gelecektir.
Evet, şimşek ve yıldırımın kendisi birer elektriksel akımdır. Bunlardan bulutlar arasında olana şimşek, yeryüzü ile bulutlar arasında olana ise yıldırım adı verilmektedir.
Bulutlar elektrik yükleri taşımaktadırlar ve bu yüklerin boşalması için yağmurlu havalar uygun ortamı oluşturmaktadır. Eğer ki + yükü fazla olan bir bulut, - yükü fazla olan başka bir buluta yaklaşacak olursa birbirlerine elektrik akımlarını geçirirler ve bu sırada hava aydınlanır, belli bir süre sonra da ses duyulur. İşte buna şimşek adını veriyoruz, çünkü bulutlar arasında gerçekleşmiştir.
Yine yağmurlu havalarda yeryüzünün uç noktalarında elektrik yükleri birikir ve bu uç noktalara zıt yüklü bulutlar yaklaşacak olursa birbirlerine elektrik yükleri geçer. İşte, bu şekilde yeryüzü ile bulutlar arasında gerçekleşen elektrik boşalmasına da yıldırım denilmektedir.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

"Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, sana saygıyla ürpermeyen gönülden, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım." (1)
İslami ilimleri kendine südur edinen Osmanlı için son zamanlarda pozitif ilimler adeta önemsenmez olmuştu. Hz. Muhammed'in hadis-i şerifi olan yukarıdaki söze göre insanlara faydalı pozitif ilimlerinde faydalı ilim olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yunus dizelerinde ne güzel demiştir:
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,
İlim nice okumaktır"
İnsanın kendisini bilmesi için pozitif ilimleri de bilmesi gerekmektedir. Pozitif ilimlere değer vermiş bir alim: Katip Çelebi'dir.
Asıl adı Mustafa olan Katip Çelebi 1609 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Katip Çelebi Doğu'da Hacı Halife, Batı'da ise Hacı Kalfa adıyla tanınır.
Katip Çelebi çocukluk çağlarında iyi bir eğitim almıştır. 4. Murat Dönemi'nde girişilen Doğu seferlerine katip olarak katılmıştır.
Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanına sahip Katip Çelebi'nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı vardı.
1645'de sıra kendisine geldiği halde terfi ettirilmediği için kalemdeki vazifesinden istifa etti. 1648'de yazdığı Takvimü't Tevarih adlı eserinden dolayı şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi. Bundan sonra da Katip Çelebi peş peşe eserler vermeyi sürdürdü. Yirmiye yakın eser veren Katip Çelebi'nin en önemli eserleri tarih, coğrafya ve bibliyografya alanlarındadır.
Görüldüğü gibi yapılan bir yanlış Katip Çelebi'nin moralini bozmuş, ancak pes etmemiştir. Sonunda da hak ettiği yere getirilmiştir.
Katip Çelebi'nin tarih alanındaki yapıtlarının ilki 1642 yılında tamamladığı Arapça Fezleke'dir.
En tanınmış yapıtlarından olan Tuhfetü'l- Kibar fi Esfari'l- Bihar'da kuruluş döneminden 1656 yılına kadar Osmanlı denizciliğinin bir tarihçesi yanında Osmanlı donanmasının, tersane ve bahriye örgütünün işleyişini işler.
Coğrafi yapıtların en öenmlisi olan Cihannüma Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır.
Katip Çelebi İslam coğrafyacılarının bazı bilgilerinde yanlışlarının olduğunu ifade etmiştir. Bunun nedeninin ise harita kullanmamalarından kaynaklandığını belirtmiştir.
Katip Çelebi 1657 yılında vefat etti. Mezarı Vefa'dan Unkapanı'ndaki Mahmudiye Köprüsüne inen büyük caddenin sağ kenarındadır.
Katip Çelebi çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinmektedir.
Katip Çelebi Batı bilimleriyle ilgilenmiş ve bunları Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapmış ilk Türk bilim adamlarından birisidir.

DİPNOTLAR: (1) Hz. Muhammed. (sav)

KAYNAKLAR
1-http://www.edebiyatogretmeni.net/katip_celebi.htm
2-http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%A2tip_%C3%87elebi


LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Sayfaya Git: [1/2] 1 2 Sonraki