ASTRONOMİ MAKALELERİ Kategorisi - Fen ve Teknoloji Sitesi
KategoriŞu anda ASTRONOMİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 3 içerik bulunuyor.
15/11/2012 23:13
Akşam saatleri içerisinde gökyüzüne baktığımız zaman, eğer ki bulutsuz bir akşam üstü ise pırıl pırıl olan gök cisimlerini görürüz. Bu gök cisimlerinin birisi olarakta "Ay" denilen gök cismini görürüz.
Peki bu gök cisimleri nedir? Bu soruyu hemen hemen herkes kendisine sormuş ve bununla ilgili kitaplar ya da yazılar okumuştur. Gündüz saatlerinde gördüğümüz Güneş, gece saatlerinde gördüğümüz yıldızlar ve Ay; hepsi de birer gök cismidir.
Gündüz saatlerinde gördüğümüz Güneş kendi yakıtını üretmektedir ve gece saatlerinde gördüğümüz yıldızlar gibidir, yani Güneş bizi ısıtan ve ışıtan yıldızımızdır.
Güneş'in etrafında Dünya'nın da olduğu dokuz tane gezegen dönmektedir ve bunlar Güneş denilen yıldızın uydusu görevini görmektedir.
Güneş'in etrafında dönen gezegenler olduğu gibi diğer yıldızların da etrafında dönen gezegenler vardır.
Nasıl ki yıldızların etrafında dönen gezegenler mevcutsa, gezegenlerin etrafında dönen gök cisimleri de mevcuttur. İşte bu şekilde gezegenlerin etrafında dönen gök cisimlerine uydu adı verilmektedir.
Dünya'nın da bir uydusu bulunmakta ve bu uydunun adı da "Ay" dır. Ay Dünya'nın etrafında dönmektedir.
Güneş kendi ışığını kendisi üretirken, Ay kendi ışığını kendisi üretmez. Ay Güneş'ten gelen ışıkları yansıtır. Dünya'nın etrafında dönerken bulunduğu açıya bağlı olarak değişik şekillerde görülür ve buna göre isimlendirilir. Yeni Ay, İlk Dördün, Dolun Ay, Son Dördün olmak üzere Ay'ın dört evresi görülür.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

09/11/2013 10:34
EN BÜYÜK YILDIZA YOLCULUK
MERAK ETTİĞİMİZ YILDIZLAR
Akşamları gökyüzüne baktığımız zaman bir ışık sarmalı görürüz. Tarih içerisinde insanlar hep bu ışıldayan nesneleri merak etmiş ve araştırmışlardır. Gece vakti yer alan bu nesneler, gündüz vakti Güneş'in çıkması sonucu ortadan kaybolmaktadır. İnsanlar bu nesneleri zaman içerisinde adlandırmışlar ve yıldız, gezegen, kuyruklu yıldız gibi isimler ortaya çıkmıştır.
Yıldızlar genel olarak hidrojenin ve helyumun ağırlıkta olarak yer aldığı dev plazma kürelerdir. Yıldızların bir araya gelmesi sonucu galaksiler meydana gelmektedir. Akşam vakti çıplak gözle gökyüzüne baktığımız zaman yaklaşık olarak 6 bin tane yıldızı görmemiz mümkündür. Dünya'ya en yakın yıldız ise Dünya'nın enerji ve hayat kaynağı olan Güneş'tir.
Güneş, Dünya için gerekli olan enerjiyi sağlar. Diğer yıldızlar, Güneş'in ışığı altında kalmadıkları zaman yani geceleri gökyüzünde görünürler. Gündüz vakitlerinde Güneş ışığının etkisi nedeniyle yıldızlar görünmemektedir. Yıldızların parlamasının nedeni çekirdeklerinde meydana gelen çekirdek kaynaşması (füzyon) tepkimelerinde açığa çıkan enerjinin yıldızın içinden geçtikten sonra dış uzaya ışınım (radyasyon) ile yayılmasıdır.
Füzyon denilen olay ise hidrojen çekirdeklerinin kaynaşması sonucu enerji ve helyumun açığa çıkmasıdır. Yıldızlar her saniye diliminde milyonlarca ton hidrojen çekirdeğini kaynaştırarak enerjinin ve helyumun açığa çıkmasını sağlarlar. Yıldızlarda bu nedenden dolayı yoğun bir şekilde hidrojen ve helyum vardır.
Akşamları gökyüzüne baktığımız zaman gördüğümüz 6 bin yıldız, toplam yıldızların çok az kısmını meydana getirmektedir. Bizim Galaksimiz olan Samanyolu'nda yaklaşık 200 milyar tane yıldız vardır. Evrende ise bizim galaksimiz gibi yaklaşık 100 milyar tane galaksi vardır.
Gökbilimciler, değişik aletleri ve hesaplama yöntemlerini kullanarak yıldızların yaşını, kimyasal bileşenini ve daha bir çok özelliğini saptayabilmektedir. Bir yıldızın gelişim sürecinde ve sonunun oluşumunda en önemli etken, yıldızın kütlesidir. Bir yıldızın gelişim sürecine bakılarak yıldızın çapı, dönüşü ve sıcaklığı belirlenir. Yıldızların sıcaklık ve parlaklık durumuna göre işaretlendikleri Herzsprung-Rusell diyagramı (H-R diyagramı), yıldızların gelişim sürecinin belirlenmesinde kullanılır.
Yıldızlar genç yaşlarında yapılarında çok miktarda hidrojen, bir miktar helyum ve çok az miktarda daha ağır maddelerden oluşurlar. Yıldız çekirdeği yeteri kadar yoğunlaştıktan sonra içinde bulunan hidrojenin bir kısmı sürekli olarak çekirdek kaynaşması tepkimesiyle helyuma çevrilir. Yıldızın geri kalan kısmı, açığa çıkan erkeyi, ışınım ve ısı yayım (konveksiyon) birleşimiyle çekirdekten uzağa taşır. Bu süreçler yıldızın kendi içine doğru çökmesini engeller ve erke, yıldız yüzeyinde bir yıldız rüzgârı yaratarak dış uzaya doğru ışınım yoluyla yayılır.
Çekirdekteki hidrojen yakıtı bittikten sonra, en azından Güneş'in kütlesinin beşte ikisi kadar bir kütleye sahip olan yıldızlar genişleyerek, daha ağır olan öğeler çekirdekte ya da çekirdeğin etrafında kabuk hâlinde kaynaşarak kırmızı dev hâline gelir. Daha sonra maddenin bir kısmı yıldızlararası ortama salınarak, ağır öğelerin daha yoğun olacağı yeni bir yıldız nesli yaratacak şekle dönüşür. Daha ağır elementler gittikçe arttığı zaman yıldızın içine çöküşü gerçekleşir. Kısaca ifade edecek olursak; yıldızın ölümü gerçekleşmiştir.
İki ya da daha fazla yıldızdan oluşan sistemlerde birbirine kütle çekim gücüyle bağlanmış ve genellikle birbirinin çevresinde düzenli yörüngelerde dönen yıldızlar bulunur. Birbirine çok yakın bir yörünge izleyen yıldızların kütle çekim gücü ile etkileşimlerinin evrimsel gelişimlerinde önemli etkisi vardır.
BİLİNEN EN BÜYÜK YILDIZ
Yüzlerce yıl boyunca yıldızlar üzerinde çalışmalar yapan gökbilimciler, değişik kütlelerde yıldızların varlığını tespit etmişlerdir. Jupiterin 93 katı kütleli yıldızlardan tutunda, Güneş'in onlarca katından daha fazla kütleye sahip yıldızlar tespit edilmiştir.
Tespit edilen en büyük yıldız Eta Carinae adı verilen yıldızdır. Eta Carinae, Karina takımyıldızı içinde bulunan bir yıldız sistemidir. Bize olan uzaklığı yaklaşık olarak 7500 ışık yılıdır. İki bileşenden oluşan yıldızın birinci bileşeninin yaklaşık 150 Güneş kütlesinde olduğu, ikinci bileşeninin ise yaklaşık 30 Güneş kütlesinde olduğu tespit edilmiştir.
Şu an bileşik bolometrik aydınlatma gücü Güneş'in 5 milyon katıdır. Günümüzde göreceli ayrıntı ile incelenebilen en büyük yıldızdır. Eta Carinae'yı çevreleyen büyük ve kalın kırmızı bulutsudan dolayı diğer bileşeni optik olarak görmek imkansızdır. Ancak buna rağmen 30 güneş kütlesine sahip sıcak bir üst devin, birincil etrafında yörüngede olduğu bilinmektedir.
1820 yılında Eta Carinae bilinmeyen bir nedenden dolayı parlamaya başladı. Parlaklığı her geçen gün daha da arttı. Nisan 1843 tarihinde parlaklığı çok fazla arttı ve en parlak 2. yıldız haline geldi. Etrafındaki Homunculus Bulutsusu'nun bu patlama sırasında oluştuğu düşünülmektedir.
Bulutsunun merkezinde Eta Carinae'den yansıyan mor renkli ışık görülebilmektedir. Eta Carinae halen beklenmedik patlamalar geçirmekte olup, büyük kütlesi ve değişkenliği onu önümüzdeki birkaç milyon yıl içerisinde patlayabilecek görkemli bir üstnova adayı haline getirmektedir.
150 Güneş kütlesine sahip olan yıldızın birinci bileşeni Eddington sınırını aşmaktadır. Ancak yeterli kütleye sahip olduğu için yıldız dağılmadan durmaktadır. Eddington sınırına göre ise bir yıldız Güneş'in kütlesinin en fazla 120 katı kadar kütleye sahip olabilir.
Konumuz parlak bir dev olduğuna göre önce bazı ilkelere bakmamız konunun derinlemesine anlaşılması açısından iyi olacaktır. Parlak süper devlerin iki temel özelliği vardır: "Büyük kütle kaybı ve büyük ışıma gücü." İlk bakışta soğuk parlak devlerin parlak mavi değişen yıldızlar ile birbirine karıştığı görülür. Yıldız evrimi bu aşamada anahtar bir rol oynayarak karışıklığı giderir. Parlak süper devler arasındaki farklılık, yıldızların farklı kütlelerinden kaynaklanır.
Büyük kütleli yıldızlar büyük çekimsel kuvvetlere maruz kalırlar. Çekimsel kuvveti yenebilmek için yıldız daha büyük bir sıcaklığa ve bunun da sonucu olarak daha büyük bir ışıma gücüne sahip olur. Çekimsel kuvvet bir yıldızın yaşamı boyunca etkin olmakla beraber, yıldızın enerji üretiminde geçerli olan tek kuvvet değildir. Böyle olmuş olsaydı, Güneş benzeri bir yıldızda çekimsel kuvvet ile enerji üretimi yüz milyon yıl sürerdi. 1950 li yıllarda nükleer reaksiyonların yıldızların enerji üretiminde büyük bir payı olduğu anlaşılmıştır. Güneş benzeri bir yıldız anakol üzerinde 10 milyar yıl yaşar. Yıldız nükleer reaksiyonlar ile çekirdeğinde kontrollü olarak hidrojeni helyuma çevirerek çekimsel kuvvete karşı koyacak zıt bir kuvvet üretir. Bu da yıldızın yaşamını sürdürebilmesi için önemlidir.
Eta Carinae Yıldızı'da diğer yıldızlardan daha fazla yakıt tüketmekte ve bu da onun daha fazla ışık ve ısı üretmesine neden olmaktadır. Eta Carinae kendi kütlesini denge altında tutabilmek için daha fazla hidrojen tüketmekte ve daha fazla helyum ile enerji oluşmaktadır. Bunun neticesinde parlaklığı Güneş'in parlaklığının milyonlarca katına ulaşmaktadır. Aynı zamanda Güneş'ten daha büyük derecelerde sıcaklığa sahip bir yıldız konumunu oluşturmaktadır.

KAYNAKLAR:
TUNA Taşkın, Sonsuz Uzaylar, Boğaziçi Yayınları, 2006.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1ld%C4%B1z
http://tr.wikipedia.org/wiki/Eta_Carinae
http://www.istanbul.edu.tr/fen/astronomy/populer/devler/superdevler.htm

LÜTFİ ŞAHİN

Temel ihtiyaçlarını karşılamak için değişik çabalar gösteren insanoğlunun, binlerce yıllık dönem içerisinde rahat yaşama ifadesini kullanması bitmemiştir. Rahat yaşama ifadesi her alanda olmuş ve bu da merak bakımından yüksek niceliğe sahip insanların hep kazanmalarına neden olmuştur.
Merak duyguları ast olarak tüm insanlar için geçerlidir. Ancak bazı insanlar için bu ifadenin karşılığı dev boyutlarda olmuştur. Belki avını daha rahat avlamak isteyen bir insanın merak ifadesi sonucu keskin aletleri bulması diğer insanlar için doğaldır; ancak günler boyu ve hatta yıllar boyu gökyüzünü inceleyen meraklı insanların yapmış oldukları çalışmalar, diğer insanları fazlaca alakadar etmemiştir.
Gökyüzünü inceleyen meraklı insanların aklında hep sorular olmuştur. Yıldız nedir? Gökyüzü nasıl bu şekilde durur? Daha ileriki yıllarda galaksiler ile ilgili, gezegenler ile ilgili ifadeler de olayın içerisine girmiş ve binleri, hatta milyonları bulan sorular kafaları kurcalamıştır.
Bu sorulardan bir tanesi de kainatın oluşma modelidir. Bu konu üzerine bir çok ifade tarih içerisinde yerini bulmuş olmasına rağmen son kullanılan ve bu gün içinde geçerliliği olan teorinin adı; "Big- Bang" ifadesidir. Bu ifadenin karşılığı ise "Büyük patlama" dır. Bütün kainatın bu büyük patlama ile oluştuğunu ifade eden Gamov'un düşüncesi, tüm astronomi bilginleri tarafından kabul görmektedir.
Yoğunluğu sonsuz olarak kabul edilen kozmik bir çekirdek patlamış ve bu patlamadan sonra madde ve enerji denklemi oluşmuştur. Yıldızlar, gezegenler ve galaksiler oluşmuş ve bu oluşum içerisinde devamlı birbirinden uzaklaşmışlardır. Bu gün radyo teleskopları ile yapılan çalışmalarda kırmızıya kayma tespit edilmektedir. Bu ifade ise kainatın büyük patlamadan günümüze kadar devamlı birbirinden uzaklaşan gök cisimlerinden oluştuğunu anlatmaktadır.
Burada kırmızıya kayma nedir? Bu ifadeyi biraz açmak istiyorum... Bildiğiniz üzere renk tayfında en az uzunluğa sahip renk mor ve en uzun dalga boyuna sahip dalga boyuna sahip olan renkte kırmızıdır. Eğer siz bir el feneri ile bir insana yaklaşacak olursanız, kısa dalga boyuna sahip mora kayma gerçekleşir ve o insan elindeki aletler ile size baktığı zaman foton taneciklerinin dalga boylarının en küçükleri ile karşılaşır. Eğer siz o kişiden uzaklaşacak olursanız, o zamanda en uzun dalga boyuna sahip olan kırmızıya kaymadan bahsedersiniz...
Büyük patlama sonucu madde ve zaman yaratılmıştır. Bir hiçten, bir yoktan her şey bir güç tarafından yaratılmıştır. Bu nedenden dolayı big-bang teoremi hakkında çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Ancak gerçeklik ifadesi ise herkes tarafından kabul görmektedir.
Tüm nesneler, büyük patlamada etrafa yayılan maddelerden oluşmuştur. Yani dünya'da, güneş'te ve diğer gök cisimleri de... Canlılarda bu maddelerin belli oranlarda birleşmesi sonucu oluşmuştur. Yani bir canlı oluşurken, sadece madde döngüsünde yer edinmektedir. Dünya'da ki azot miktarı değişmemekte, karbon miktarı değişmemekte, su miktarı değişmemekte... Sadece bir döngü oluşmaktadır. Bu nedenden dolayı diyebiliriz ki; insanlar da kainat ile aynı yaştadır, yani insanlar 15 milyar yaşındadır.
Bu ifade sadece insanlar için geçerli olmayıp, diğer canlı ve cansız tüm varlıklar içinde geçerlidir. Bizim bünyemizde olan azot, 10 milyar yıl önce de vardı, bizden sonra da olacak, ancak başka bir canlıda ya da doğada...

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com