BİLİM ADAMLARI Kategorisi - Fen ve Teknoloji Sitesi
KategoriŞu anda BİLİM ADAMLARI kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 7 içerik bulunuyor.
Mikrop üretme yöntemlerini, verem basilini, veba ve uyku hastalığı nedenlerini bulmasıyla ünlüdür.
On iki kardeşi arasında dikkati çekecek kadar çalışkan olan Koch, tıp fakültesini de birincilikle bitiriyordu. Daha çok gezginliğe özeniyorsa da eşi bunu engelliyor, aralarındaki bu amaç anlaşmazlığı, daha sonraki yıllarda boşanma ile sonuçlanıyordu.
Çeşitli cephelerde askeri tıp doktoru olarak çalışıyor, Breslau daki kasaba doktorluğu sırasında çıkan şarbon salgınına kadar, Pasteur ile birlikte mikrobiyolojinin kurucusu olacağını gösteren belirtilere rastlanmıyordu. Aylarca büyük bir sabırla çalışıyor, hayvanların dalaklarından aldığı örneklerden şarbon a neden olan bakteriyi elde ediyordu. Bakteriyi farelere veriyor ve fareden fareye nasıl geçtiğini inceliyordu. Fakat bu deneyleriyle hastalık nedeni bakterinin nasıl geliştiğini gözleyemiyordu. Bunun için bakteriyi hayvanların vücudu dışında üretmeliydi. Vücuttaki ortama benzetme yaparak, kan serumu vücut ısısında tutulup içinde bakteri üretilebilirdi. öylece şarbon basilini üretiyor ve bütün yaşamını, ayrıntılarıyla gözleyebiliyordu. Vücut koşullarına benzetme yapmak yöntemi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında "tüp bebek" üretimi için de yol gösterici olacaktı.
Bu çalışmalarında asıl yorucu olan, yarı saydam bakterilerin gözlenmesiydi. Bunları kolayca izlenebilir yapabilmek, beyazdan daha iyi gözlenen renklere boyamakla mümkündü. Çeşitli denemelerden sonra anilin ile boyamanın iyi sonuç verdiğini saptıyordu. Fakat problem içinde, ikinci bir problem daha vardı. Kan serumunda üretim yalnız şarbon bakterisini değil, başka bakterileri de üretiyor ve bunların kuşakları gittikçe birbirlerine karışıyordu. İstenen, bir çeşit bakteri yaşamının, başından sonuna kadar gözlenebilmesi idi. Boyama sonuç vermiyordu, çünkü bütün bakteriler boyanıyordu. Çözüm, belli bir bakteriyi diğerlerinden ayırmak idi. Bir şeyi bir diğerinden ayırmak, onu belli bir ortama kapatmaktı. Bu kapatma işlemi ancak bakterinin istediği yere hareket edemeyeceği bir ortam olabilirdi. Bunun için jelatin kullanıyordu. Daha sonraları kimi deniz yosunlarından elde edilen bir karbonhidrat bileşiği agaragar ı deneyerek iyi sonuçlar alıyor ve bugün de kullanılan yöntemine ulaşmış oluyordu.
Deneylerde beliren bir diğer problem, jelatin veya agaragar ın Koch un kullandığı düz camlar üzerinde kolayca korunamamasıydı. Bu problemi de yardımcısı Julius Richard Petri çözerek, günümüzde de Petri adıyla anılan kapaklı camları geliştiriyordu. Koch un geliştirdiği bu yöntem, bir hastalığın nedenini saptamada kesinlik ve yaygınlık kazanıyordu. u yöntemi kullanarak verem basilini saptıyor, hatta o zamanlar öldürücü olan veremin tedavisini de bulduğunu açıklıyor; fakat kısa süre sonra önerisinin geçersizliğini anlıyordu.
Daha sonraları hıyarcıklı veba, kolera ve uyku hastalığını incelemek için Asya ve Afrika yı dolaşıyor ve vebanın farelerdeki bir bitin ve uyku hastalığını da çaça sineğinin taşıdığını saptıyordu. Bunlar ve Ross ile Laveren ın sıtma üzerindeki çalışmaları, hastalıkların yayılmalarına karşı savaşımın yöntemlerini gösteriyordu. Yöntem, bakteriler ile doğrudan savaşmak yerine, taşınmalarını önlemek idi.
Hastalıkların tanınma ve tedavisindeki başarısı, birçok araştırıcıyı onunla çalışmaya çekiyor; Gaffky, Kitasato Behring ve Ehrlich O nun öğrencileri oluyor ve insanlığa bu hizmetlerinden dolayı Koch, 1905 yılı Nobel Tıp Ödülü ile onurlandırılıyordu.

08/04/2013 0:28

        5 Eylül 978’ de Dünya’ya gözlerini açan ve adeta tarih içerisinde “astronominin ve matematiğin babası olacağım” diyecek kadar büyük bir dahi olan kişi:Biruni.
        Tam adı Ebu Reyhan Muhammed Bin Ahmed El Biruni’dir. Harezm’de Dünya’ya gelen Biruni yaşamı içerisinde 180’den fazla eser yazmıştır. Ancak günümüze çok az eseri ulaşabilmiştir.
        Müslüman olan Biruni’nin Türk kökenli olduğunu söyleyenler olduğu gibi Fars kökenli olduğunu iddia edenler de olmuştur.
        Küçük yaşta babasını kaybeden Biruni’yi Harizmşahlar korumuştur. Sarayda matematik ve astronomi tahsili yapmıştır. Buradaki ilk hocaları İbn-i Irak ve Abdussamed Bin Hakim’dir.
        İlk kitabını 17 yaşındayken yazan Biruni daha sonra İran’a gitmiş ve burada da çalışmalarını sürdürmüştür.
        Yazdığı eserlerden Aristo’yu bildiği anlaşılmaktadır. Zamanın büyük alimlerinden İbn-i Sina ile bazı konularda ters düşmüştür. İbn-i Sina ile yaptığı yazışmalardan bu durum ortaya çıkmaktadır.
        Biruni kitap okumaktan daha çok direk bilimle uğraşmanın insanı daha çok geliştireceğini savunmuştur. Bu durum günümüzdeki yaparak-yaşayarak eğitim yöntemine uymaktadır.
        1017 yılında Gazneli Mahmut Harezm Devleti’ni yıkınca Biruni Gazni şehrine giderek Gaznelilerin himayesine girmiştir. Sarayda büyük itibar gören Biruni Gazneli Mahmut’un Hindistan seferine katılmıştır. Hindistan alınınınca burada Nendene şehrine yerleşmiş ve bilimsel çalışmalarına devam etmiştir. Burada Sanskritçeyi öğrenerek Hintlilerin kültürleri üzerine araştırmalar yapmıştır.
        İleriki yıllarda Gazni şehrine gitmiş ve yaşamının geri kalanını burada tamamlamıştır.
        Modern astronominin kullandığı bir çok veriyi daha o yıllarda eserlerinde dile getiren Biruni’nin matematik, coğrafya, tarih, kimya, sosyoloji, farmakoloji, tıp, felsefe, fizik, psikoloji gibi onlarca dalda yazılmış eserleri mevcuttur. Yaşamı içerisinde birde roman yazmış olan Biruni’nin astroloji üzerine yazdığı bir kitabı da mevcuttur.
        Yaşamı içerisinde yüzlerce eser yazmış olan Biruni’nin en önemli eserleri şunlardır:
         1-El-Âsâr''il-Bâkiye an''il-Kurûni''i-Hâli-ye
        2-El-Kanûn''ül-Mes''ûdî
        3-Kitâb''üt-Tahkîk Mâ li''l-Hind
        4-Tahdîd''ü Nihâyeti''l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet''il-Mesâkin
        5-Kitâbü''l-Cemâhir fî Mâ''rifet-i Cevâ-hir
        6-Kitâbü''t-Tefhîm fî Evâili Sıbaâti''t-Tencîm
        7-Kitâbü''s-Saydele fî Tıp
        Batı ülkelerinde Alberuni ya da Aliboron adıyla anılan Biruni için ırk denilen kavramın önemi yoktu. Aynı zamanda bütün dinlere de saygı göstermiş bir bilgindir.
        Tıp alanında ilk defa sezeryanla bir bayanın doğum yapmasını sağlayan Biruni, aynı zamanda eczacılık ile ilgili eserleriyle de dikkatleri üzerine çekmiştir.
        13 Aralık 1048 tarihinde vefat etmiştir.

        KAYNAKÇA:
        1-http://tr.wikipedia.org/wiki/El-Bir%C3%BBni

 

LÜTFİ ŞAHİN

Tarih okundukça daha fazla araştırma yapmayı gerektirecek bilginlerin yaşamları ile süslüdür. Bu bilginler kendi toplumlarına ışık tuttukları gibi, tüm insanlığa da ışık tutmuşlardır.
Yaşamları bile bizlere öğütler vermiş olan bu bilginler insanlığa ne yapmaları gerektiğini ya da ne yapmamaları gerektiğini söylememişler, adeta bunları bizlere yaşatmışlardır. Onların hayat hikayelerini okudukça aslında ne yapmamız gerektiğini ya da ne yapmamamız gerektiğini görmüşüzdür.
Evet, bu insanlar başarılı olmuşlar ve bu başarılarıyla bizlere öğütler vermişlerdir. Hayatında başarı isteyenler bu bilginleri araştırabilirler, hayatlarında mutluluk isteyenler bu bilginleri araştırabilirler ve hayatlarında başka fonksiyonları isteyenler... bu bilginlerin yaşamlarından çok güzel örnekler bulacaktır.
Başarılı olmanın en temel şartının sabırlı olmaktan geçtiğini ifade edecek olan bir kişisel gelişim uzmanı adeta bir sabır abidesi olan ve bu sabrın gereğini 40 yıl boyunca yerine getiren Yunus Emre'den örnekler verecektir. Evet, Yunus 40 yıl boyunca dergahına eğri odun getirmeye utanmıştır ve adeta bir sabır abidesi olmuştur.
Yaşantısında mutluluğu yakalamak isteyenlere seminer veren bir kişisel gelişim uzmanının vereceği en güzel örnek ise Mevlana olacaktır. Uzman, Mevlana'nın hoşgörüyle, tavazuyla, sevgiyle yakalamış olduğu mutluluğu örneklerinde ayrıntısıyla dile getirecektir.
Daha bir çok örneği tarihin aydınlık sayfalarında görebiliriz. Bu örnekler "ilmin ve sevginin evrensel olacağı" düşünülünce aslında tüm insanlık için geçerlidir.
Böylesi bir yaşam tarzını benimseyip insanlığa örnek olmuş bir Türk Bilgini: Ali Kuşcu...
Asıl adı Ali Bin Muhammed olan Ali Kuşcu 1403 tarihinde Semerkant'ta Dünya'ya gelmiştir. Babası olan Muhammed, Timur Kralı ve aynı zamanda astronomu olan Uluğ Bey'in kuşcusu olduğu için bu lakap verilmiştir.
Küçük yaşlardan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşcu, Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Muinuddin Kaşi'den dersler almıştır. Daha sonraki yıllarda bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti.
Kirman'daki eğitimini tamamlayan Ali Kuşcu, Uluğ Bey'in yanında yardımcı ve rasathanesinde müdür oldu.
Daha sonraki yıllarda 2. Mehmet'in davetiyle İstanbul'a gelen Ali Kuşcu Ayasofya Medresesi'ne müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Ali Kuşcu yaşamı boyunca bir çok eser yazmıştır. Eserlerinden bazıları şunlardır:
-Risale-i fi'l Hey'e
-Şerh-i Tici Uluğ Bey
-Risale-i fi'l Fethiye
-Risale-i fi'l Muhammediye
-Unkud-üz-Zevahir fi Man-ül- Cevahir

KAYNAKLAR
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ku%C5%9F%C3%A7u

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

08/04/2013 0:23

        “Bilim ve edebiyat toplumların en önemli iki dinamiğidir.” (1)
        Tarihi inceleyen tarihçilerin ifade ettiği tarzı yukarıdaki cümlede bulmak mümkündür. Özellikle bilimde büyük çabalar harcayan toplumlar ileri düzeylere ulaşmış ve çok rahat yaşam sürmüşlerdir.
        “İlim ilim bilmektir,
         İlim kendin bilmektir,
         Sen kendin bilmezsen,
        İlim nice okumaktır”  (2)
        Yukarıdaki Yunus Emre’nin dizelerini adeta kendine destur edinmiş olan toplumumuzda, tarih içerisinde bilginlerine çok kıymet vermiştir. Gerçek ilim sahiplerini el üstünde tutmuş olan toplumumuz, bu günde adeta tarih içerisinde yaşamış olan bu bilginleri paylaşamamıştır. Doğum yeri bilinmeyen bilginler için “bizim şehrimizde doğmuştur” ya da naaşı nerede olduğu bilinmeyen bilginler için “naaşı bizim şehrimizdedir” gibi ifadelerle, bu bilginleri adeta paylaşamadıklarını ifade etmişlerdir.
        Mevlana , Piri Reis, İbn-i Sina, Mimar Sinan, Uluğ Bey, Akşemsettin, Yunus Emre, Biruni,  Aziz Mahmut Hudayi vb binlerce konusunda uzman bilgin toplumuzda yaşamış ve hak ettikleri değerler verilmiş ve günümüzde de bizler tarafından anılmaya devam etmektedirler. Eserleri ile bizlere bir çok öğütler vermiş olan bu bilginler, asırlar sonra yaşayan eserleri ile insanlığa hizmet etmişlerdir.
        Toplumumuzda asırlar önce yaşamış olan ve bilgisinin çokluğu nedeniyle Hezarfen lakabıyla anılan bir bilgin:Hezarfen Ahmet Çelebi.
        1609 yılında doğan Hezarfen Ahmet Çelebi, bilgisinin çokluğu nedeniyle halk arasında “bin fenli” anlamına gelen Hezarfen lakabıyla anılmıştır.
        Bir çok araştırma yapmış olan Ahmet Çelebi, 10. Yüzyılda yaşamış olan İsmail Cevheri’nin eserlerinden ilhamlar almış ve uçma denemeleri yapmıştır. İsmail Cevheri’nin eserlerini dikkatlice inceleyen  Hezarfen, kanada benzer bir sistemle Galata Kulesi’nden kendini boşluğa bırakır. İstanbul  Boğazı’nı geçer ve 3358 metre ötede bulunan Üsküdar’daki Doğancılar’a inmiştir.
        Sarayburnu’ndaki köşkünden durumu seyreden 4. Murat bundan çok hoşlanır ve Hezarfen’e bir kese altın hediye eder. Ancak daha sonraları 4. Murat “bu ademin elinden her şey gelir, her şeyi başarabilir” şeklinde düşünür ve bu düşüncesi nedeniyle Hezarfen’i Cezayir’e sürgün eder.
        Hezarfen 1640 tarihinde Cezayir’de vefat etmiştir.
        Azim bir insanın başarılı olmasında çok önemlidir. Ne istediğini bilen ve bu konuda azmeden mutlaka başarılı olur. Unutmamalı ki kayaları delen yağmur damlalarının gücü değil sürekliliğidir.
        Başarılı bir ömür yaşamanız temennisiyle…

        DİPNOTLAR:
        1-Lütfi Şahin’in bilimle ilgili söylemiş olduğu bir cümledir.
        2-Yunus Emre’nin dizelerinden alınmıştır.

        KAYNAKLAR:
        1-http://tr.wikipedia.org/wiki/Hezarfen_Ahmet_%C3%87elebi

 

LÜTFİ ŞAHİN

08/04/2013 0:25

        “Marifet iltifata tabidir” (1)
        Yukarıdaki atasözü aslında bütün toplumların dikkat etmesi gereken bir sözdür ve üzerinde uzun bir süre düşünülmesi gerekir.
        Tarih içerisinde marifetli bireyleri yüceltmiş ve yükseltmiş olan toplumlar, adeta lokomotifi takip eden vagonlar misali kendileri de yücelmiş ve yükselmişlerdir. Tarihin hangi evresini incelerseniz inceleyin, bu durumu görmeniz mümkündür.
        Büyük İskender ile Aristo arasında geçen konuşma gerçekten güzeldir. Büyük İskender Aristo’ya sorar:
        -Bir isteğin var mı?
        Aristo büyük bir ciddiyetle cevaplandırır:
        -Gölge etme, başka ihsan istemem.
        Büyük bir hükümdar kendisini dev aynasında görüp ukala bir tavır içerisine girmemiş ve bir bilginin ihtiyaçlarını gidermek istemiştir. Aristo’nun verdiği cevap ise İskender’in ceza vermesi için değil, düşünmesi için öğüt olmuştur.
        Arapların büyük medeniyetler oluşturdukları zaman dilimlerinde bilginlerine, sanatkarlarına velhasıl bütün yetenekli bireylerine saygı gösterdikleri görülmektedir. Aynı şey Roma Tarihi içinde geçerli, İngiliz Tarihi içinde ve bütün diğer toplumların tarihleri içinde geçerlidir. Hüner sahibi, yetenekli bireyleri el üstünde tutan toplumlar adeta ivme kazanmış ve çok ileri düzeylere ulaşmayı başarmıştır.
        Bizim toplumuzda  tarih içerisinde her zaman ilim adamlarını, sanatkarları vb yetenekli insanlarını hep el üstünde tutmuştur. Bu yetenekli bireylere bir çok örnek vermek mümkündür.
        Mimar Sinan, Mevlana, Biruni, Akşemsettin, Şeyh Edebali, Nasreddin Hoca, Aziz Mahmut Hüdayi ve daha  yazılabilecek binlerce yetenekli insanı bizim toplumumuz el üstünde tutmuş ve tutmaya da devam etmektedir.
        Bizim toplumumuzda yetişmiş ve modern denilen Avrupa’nın yüzlerce yıl sonra yapmaya çalıştığı roket sistemlerini ilk defa yapan bir mucittir “Lagari Hasan Çelebi.”
        1633 tarihinde Osmanlı Padişahı 4. Murat’ın kızının doğum gecesinde Lagari Hasan Çelebi yapmış olduğu roketi ateşleyerek yaklaşık 300 metre yükselmiştir. Daha sonra takma kanatlarıyla Sinan Paşa Kasrı önüne yumuşak bir iniş yapmıştır. (2)
        4. Murat, Lagari Hasan Çelebi’yi ödüllendirir ve bir kese akçe hediye eder. Ayrıca yetmiş akçelik bir maaş bağlanır ve sipahi ocağına kaydedilir.
        Lagari Hasan Çelebi geri kalan ömrünü Kırım’da geçirir. Ne gariptir ki modern anlamdaki ilk roket denemeleri de yüzlerce yıl sonra Kırım’ı da içine alan Ukrayna’da gerçekleştirilmiş olmasıdır.
        Modern eğitim uzmanları aslında yukarıdaki atasözünü destekler mahiyetteki eğitimi uygulamaktadır;  “ödül ve ceza.” Çalışan, kendini yetiştiren öğrencilere ödül verilerek desteklenmekte, verilen görevleri yapmayan, derslerine çalışmayan öğrencilerde cezalandırılmaktadır.
        Aramızda  nice zeki bireyler var, ama önemli olan azim ile çalışmaktır. Denemeden zeki olup olmadığımızı bilemeyiz. Matematikte başarılı değilsek, edebiyatta başarılı olabiliriz; edebiyatta başarılı olamazsak sanatta olabiliriz… yeter ki yılmadan, usanmadan çalışalım. Sizlerin başarılı bir hayat yaşamanızı temenni ederim.

        DİPNOTLAR:
(1) http://www.turkcebilgi.org/sozluk/atasozleri/marifet-iltifata-tabidir-21479.html
(2) Alkan Selçuk,  Uçan Süper Beyin: Lagari Hasan Çelebi, Süper Beyin Dergisi, sayı 20, sayfa 34.

LÜTFİ ŞAHİN

 

Sayfaya Git: [1/2] 1 2 Sonraki