BİYOLOJİ MAKALELERİ Kategorisi - Fen ve Teknoloji Sitesi
KategoriŞu anda BİYOLOJİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 21 içerik bulunuyor.

        Gözle görebildiği ile yaşamını sürdüren insanoğlu, beslenme ve diğer bir takım ihtiyaçları için canlılardan istifade etmiştir. Varlıkların sadece gözle görülenler ile sınırlı olduğu neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir kavramdır.

        Yanlışlığı, binlerce yıl içerisinde ortaya çıkmamış olan bu ifadeler zincirinin düzeltilme aşamasında bir çok bilgin rol oynamıştır. Zaman içerisinde hastalıklarla boğuşan insanoğlu, yanlış ifadeler neticesinde salgınların önüne geçememiş ve bu olaylar sonucu milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir.

        Akşemseddin’in mikrop kavramını ortaya koyması, İbni Sina’nın Kanun ve Şifa adlı eserlerinde gözle görülemeyecek kadar küçük canlılardan bahsi; Avrupalıların yüzlerce yıl önünde seyreden olaylar dizesinden birkaç örnekten bir kısmıdır.

        Louis Pasteur adlı bilginin mikroorganizmalardan bahsedip kuduz aşısını bulması, mikroskobun keşfi ile hücre kavramının tanımlanması; insanoğlunun son dönemleri içerisinde ifade edilmiş kavram hazinelerinden bir kaçıdır…

        Elektron mikroskobunun keşfi ile beraber, bu kavramlar daha da nicel verilere dönüşmüş ve hücre denilen ifadenin hiç zannedildiği gibi basit bir kavram olmadığı ortaya konulmuştur. Hücrenin başlı başına bir fabrikasyon örneği oluşturduğu daha ince detayları ile açıklık kazanmış ve insanoğlu yanlış olan hipotezlerinden daha kolay kurtulmaya başlamıştır. Doğrular, doğruları doğurmuş ve bakteriler ile virüslerin gizemli dünyası da bu doğruların içerisinde yerlerini almışlardır.

        Bakteriler ile uğraşan bilginler, antibiyotik denilen ilaçları bulmuşlar ve bu ilaçların keşfi ile beraber bir çok hastalıkta önlenmeye başlanmıştır. Yalnız bu ilaçların, zaman içerisinde etkinlikleri kaybetmeleri; tıbbi farmakoloklar tarafından endişe ile takip edilmiş ve olayın nedenleri araştırılmıştır. Bu olayların nedenlerinden iki tanesinin adı da bulunmuş ve bunlara “transdüksiyon ve transformasyon” adları verilmiştir. İki olayda birbirinden farklı olsa da sonuç itibari ile benzer ifadelerin oluşmasını sağlamaktadır.

        Bunlardan ilki olan trandüksiyon ifadesinde bakterinin genetiği değişmekte ve bu değişikliğe bir tür virüs olan ve adına bakteriofaj denilen fajlar neden olmaktadır. Bu fajlar, önceden girmiş oldukları konak hücrenin DNA parçalarını yeni bakteriye taşımakta ve onunla replike olmaktadır. Eğer faj sadece konak hücrenin genetiğini taşıyorsa bu olay genel transdüksiyon; konak hücrenin genetiği ile beraber kendi genetiğini de taşıyorsa buna da özelleşmiş trasdüksiyon adı verilmektedir.

        Transdüksiyon olayına benzer bir olayda trasformasyon adı verilen olaydır. Bu ifade de ise fark, bir faj ile genetik metaryel taşınmayıp doğrudan bakerinin içine geçiş söz konusudur. Genetik meteryal doğrudan bakterinin içine geçmekte ve bu olay nadir görülmektedir. Transformasyon olayı kalsiyum klorür veya sıcaklık olayı ile suni olarakta oluşturulabilmektedir…

LÜTFİ ŞAHİN

 

BAKTERİLERİN SINIFLANDIRILMASI
Hücreler sınıflandırılırken prokaryot ve ökaryot hücre tiplerinden bahsedilir. Bütün bakteri türleri prokaryot hücre yapısına sahiptirler. Çekirdek meteryali var, ancak çekirdek zarı yok.
Bakterilerin bazıları hayvanlarda ve bitkilerde hastalığa neden olurlar, bazıları ortak yaşamın üyesi durumundadırlar ve birçoğu da madde döngüsünde parçalayıcı konumdadırlar.
Bakterilerin hücre duvarı vardır. Bazı bakterilerde kapsül denilen yapı da vardır. Kapsül bakterinin daha dayanıklı olmasını sağlar.
Bazı bakteriler endospor denilen yapı meydana getirebilir. Bu endospor yapı sayesinde zor koşullara dayanabilirler.
Bakterilerin sınıflandırılmasında bazı yöntemler kullanılmaktadır. Bakterileri şu kriterlere göre sınıflandırabiliriz:
1-Şekillerine Göre
2-Gram Özelliğine Göre
3-Beslenme Tipine Göre
4-Solunumlarına Göre
Şekillerine göre yapılan sınıflandırma şu şekilde yapılabilinir;
A-Yuvarlak Şekilli Bakteriler (Koklar); Şekilleri misket gibidir. Bunları da kendi içerisinde alt gruplara ayırmamız mümkündür.
B-Basil Şeklindeki Bakteriler; Çubuğu andırır şekilleri vardır.
C-Spiral Şekilli Bakteriler; Yılanı andırırlar.
D-Virgüle Benzeyen Bakteriler
Gram özelliklerine göre sınıflandırmada ise gram boyasıyla boyanıp boyanmadıklarına bakılır. Buna göre 2 tipe ayrılır. Bunlar;
A-Gram Pozitif Bakteriler; Gram boyasıyla boyanırlar.
B-Gram Negatif Bakteriler; Gram boyasıyla boyanmazlar.
Beslenme şekline göre bakterileri ise 2’ye ayırmamız mümkündür. Bunlar;
A-Ototrof Olanlar; Kendi besinlerini üretirler.
B-Heterotrof Olanlar; Dışarıdan besin almak zorundadırlar.
Solunumlarına göre 3 gruba ayırabiliriz. Bunlar;
A-Aerop Olanlar; Oksijene ihtiyaç duyarlar.
B-Anaerop Olanlar; Oksijen istemeyenler.
C-Fakültatif Olanlar; Hem oksijen varlığında hem de yokluğunda yaşayabilirler.
LÜTFİ ŞAHİN

08/01/2013 23:43
Canlılar arasındaki iletişimleri inceleyen insanlar, büyük bir uyumun var olduğunu görmüştür. Bu uyum hem canlıların kendi arasında ve hem de canlının birey bazında gerçekleşmektedir.
Ekosistem incelendiği zaman canlıların kendi besinlerini üreten bitkilerden kaynak alıp beslendikleri ve büyük bir beslenme döngüsü oluşturdukları görülmüştür. Bitkilerden beslenen canlıları diğer etcil canlılar yemekte ve bu etcil canlılarda bir başka canlı grubunun besinini teşkil etmektedir. Sonunda ölen canlıları da ayrıştırıcı bakteriler parçalamaktadır.
Canlılar gerek beslenme işlemlerinin sonucunda ve gerekse metabolik faaliyetlerinin sonucunda artık maddeler üretmektedirler. Bu artık maddelerin boşaltımının yapılması ise homeostatik denge açısından önem arz etmektedir.
Genellikle zehirli bir etkiye sahip bu boşaltım ürünleri, canlılarda bulunan boşaltım sistemleri vasıtasıyla dışarıya atılmaktadır. Bitkilerde özelleşmiş bir boşaltım sistemi bulunmamaktadır. Bitkilerin boşaltımda kullandığı stomalar gündüzleri oksijeni ve geceleri ise karbondioksiti dışarı atmaktadırlar. Aynı zamanda stomalar suyu gece ve gündüz atmaktadır. Lentisellerde su ve karbondioksit atımında aracılık eder. Hidatodlar su ve mineral maddelerin atımında önemli role sahiptirler. Yaprak ve meyve dökümü ile de organik ve inorganik madde atımı gerçekleşmektedir.
Tek hücrelilerde ise amonyak tüm yüzeyden difüzyonla ya da aktif taşıma ile atılır. Su ve karbondioksit tüm yüzeyden difüzyon ile atılır.
Omurgasız hayvanlardan olan sünger ve sölenterelerde amonyak tüm yüzeyden difüzyon ile ya da aktif taşıma ile atılır. Karbondioksit ve su tüm yüzeyden difüzyon vasıtasıyla atılır.
Hidrada ise bütün artıklar vücut boşluğuna ve oradan dışarı atılır.
Yassı solucanlarda amonyak tüm yüzeyden difüzyonla ya da aktif taşıma ile atılır. Karbondioksit tüm yüzeyden difüzyon aracılığıyla atılır. Su ise alev hücreleri vasıtasıyla atılır.
Halkalı solucanlarda karbondioksit tüm yüzeyden difüzyon aracılığı ile atılır. Su ve amonyak ise nefridiumlar vasıtasıyla atılır.
Görüldüğü gibi omurgasız hayvanlarda artık ürün olarak amonyak atılmaktadır. Gelişmiş canlılar olan omurgalılarda ise üre ve ürik asit artık madde olarak atılmaktadır. Bunlardan üre çok zehirli olup su ile atılması gerekir. Memelilerde görülen artık maddelerdendir. Ürik asit ise az zehirli olup az su gerektirir. Kuşlarda görülen artık maddelere örnektir.
Omurgalılarda boşaltım sisteminde böbrekler görev alır. Böbreklerin yanı sıra üreter, idrar kesesi ve üretrada boşaltımda görev yapar.
Omurgalılarda üç tip böbrek görülür. Bunlardan birinci tip olan Pronefroz Böbrek tipi balık ve kurbağaların embriyolarında görülür. Glomerulus mevcuttur. Kirpikli huni ve boşaltım kanalcığı vardır.
İkinci tip böbrek şekli olan Mezonefroz Böbrek tipi ise balık ve kurbağaların erginleri ile sürüngen, kuş ve memelilerin embriyolarında görülür. Glomerulus, bovvman kapsülü ve boşaltım kanalcığı mevcuttur.
Üçüncü tip olan Metanefroz Böbrek tipi ise sürüngen, kuş ve memelilerin erginlerinde görülür. Glomerulus, bovvman kapsülü, boşaltım kanalcığı ve henle kulpu bulunmaktadır.
Omurgalılarda akciğerler karbondioksiti atar. Safra kesesi ile safra tuzları atılır. Ter vasıtasıyla su atılır.
Omurgalılarda böbreklerden süzülen artık maddeler üreterler vasıtasıyla idrar kesesine gelirler. Burada bir miktar bekledikten sonra üretra aracılığıyla dışarı atılırlar.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Testiler içerisinde su içen insanoğlu, testinin içerisindeki suyun zaman içerisinde bittiğini ve dereden tekrar su koyması gerektiğini görmüştür. Maddenin günlük yaşamı içerisinde kullanım özellikleri insanı bir noktaya getirmiştir... "Madde vardan yok, yoktan var olmaz."
Testinin içerisindeki suyu gözlemleyen insanoğlu, kendi kendine sorular sormuştur... Bu suya ne oluyor? İçtiğimiz suda ne gibi değişiklikler meydana geliyor? İnsanın neresinde su kullanılıyor? Bu ve buna benzer binlerce soru, yapısı itibari ile meraklı olan insanı araştırmalar yapmaya itmiştir. Suyu bardaktan içmeyi öğrenmeye başladıklarında ise insanlar, bu soruların cevaplarının bir kısmını bulmuşlardı. Maddenin değişimini, sobadaki kömürde gözlemlemeyi başaran insanoğlu, maddenin bir şekilden başka şekle girdiğini ifade etmiştir. Bu da yukarıda ifade ettiğim kanunu ortaya sergilemede ve ispatlamada önemli rol oynamıştır. Maddenin var olmasında ve yok olmasında büyük bir kudretin gerektiği ve bu kudretin insanın aciz bilgisi ile olmadığı ve olamayacağı aşikar bir şekilde ifadelerde yerini bulmuştur.
Yıllar içerisinde bilimsel temelleri kurmayı başaran insanoğlu, biyoloji ve kimya bilgilerini birleştirerek sentez ve ayrışım kavramları ile olaylara yeniden yön vermiş, bu olaylar zincirine katılan anabolizma ve katabolizma kavramları; madde de meydana gelen değişiklikleri daha güzel şekilde ortaya konulmuş veriler çerçevesinde karşılıklarını bulmuştur.
Evet, bütün canlılar beslenir ve aldıkları tüm besinlerde yukarıdaki kanuna uygun bir şekilde hareket eder; yoktan var olmaz, vardan yok olmaz, sadece şekil değişikliğine uğrarlar... Bu besinler ister diğer canlıların bedenlerinde üretilerek bir canlıya ulaşmış olsun, isterse dışarıdaki cansız varlıklardan alınmış olsun; sadece değişikliğe uğrarlar. Bu değişikliklerden bir kısmı enerji şekline dönüşümü bir kısmı da yapıya katılım şeklini ifade etmektedir.
Canlılar hareketlerini yapabilmek ve anabolizma ile katabolizma olaylarını kapsayan metabolizma faaliyetlerini yürütebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar ve bu ihtiyaçları kullandıkları besinler ile sağlarlar. Aynı zamanda büyüme faaliyetleri ile yapım ve onarım faaliyetleri içinde besinleri kullanmak zorundadırlar.
Ben ifade şekli ile size garip gelebilecek bir tarzı benimsedim, kullandıkları besinler ifadesini kullandım; bunun nedenini bundan sonraki açıklamalarımda daha iyi anlayacaksınız...
Bütün canlılar dışarıdan besin almazlar, bazıları kendi besinlerini kendileri üretirler; üreticiler teriminin karşılık bulduğu bu beslenme çeşidi yukarıdaki kullandıkları besinler ifadesini açıklamak için önemli bir ipucudur. Bu beslenme çeşidinde ya güneş ışığı vasıtası ile kendi besinlerini üreten bitkiler; ya da kimyasal maddeler ile kendi besinlerini üreten bakterileri örneklendirebiliriz. Üreticiler denilen bu gruptaki canlılardan güneş ışığını kullananlara fotoototrof, kimyasal maddeleri kullananlara kemoototrof canlılar adı ile adlandırıldıklarını bilmekteyiz. Genel adlandırma ise ototrof ( üreticiler) canlılar şeklindedir.
Bazı canlı grupları ise dışarıdan besinleri hazır şekilde almak zorundadırlar. Heterotrof (tüketiciler) canlılar şeklinde adlandırılan bu canlı grupları da kendi içerisinde gruplara ayrılmaktadır. Bunlardan et ile beslenenlere etcil, ot ile beslenelere otcul, hem et hem ot ile beslenelere de hem etcil hem otcul canlılar adı verilmektedir. Bu üç alt grubun yanında çürükcül yaşayanlar ile ortak yaşayan canlılarda ayrı iki alt grubu oluşturmaktadır. Çürükcül yaşayan canlılar özellikle doğadaki madde döngüsünde önemli görevler almışlardır. Ortak yaşayan alt grubu ise daha alt gruplara ayrılırlar. Bunlardan mutualist olan canlılarda, beslenen iki canlıda birbirinden fayda sağlamaktadır. Örnek olarak bu canlı grubuna likenleri verebiliriz. Likende yer alan mantarda algde birbirinden fayda sağlamaktadır. Ortak yaşayan canlılar içerisinde yer alan bir alt grupta kommensalist yaşam formudur. Bu formda beslenen canlılardan biri fayda görürken diğeri ne fayda ne de zarar görür. Vantuzlu balıklar ile köpekbalıkların yaşamı bu şekildedir. Ortak yaşam içerisinde yer alan son grup ise parazitlik olup bu canlı formlarında beslenen canlıdan biri fayda görürken diğeri zarar görmektedir. Bit, pire gibi canlılar en güzel örneği oluşturmaktadırlar...
Bu beslenme çeşitlerinden sonuncu tipte ise hem dışarıdan besin alma hem de besin üretme söz konusudur. Hem ototrof hem de heterotrof canlılar olarak adlandırılan bu canlı grubuna ise en güzel örneği böcekcil bitkileri verebiliriz...

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Şu anda bir yerde oturuyor veya uzanmış olabilirsiniz. Birazdan oturduğunuz yerden, muhtemelen ayağa kalkıp yürümeye başlayacak, belki de eğilip yerden birşeyler alacak, belki kütüphanenizin üst rafına uzanaksınız.

Bütün bunları yaparken bir yandan da parmaklarınızla sıkıca kavradığınız fincandaki çayınızı da yudumluyor olabilirsiniz. Ancak her ne konumda bu satırları okuyorsanız veya hangi işi yapıyorsanız yapın, tüm hareketlerinizi kemiklerinize ve kemiklerin oluşturduğu güçlü iskelet sistemine borçlusunuz.

Eğer kemikler ve iskeletiniz olmasaydı, bu yazıyı okuyamazdınız, değil yerinizden kalkıp hareket etmek, koşmak, yürümek, elinizi kıpırdatmak bile sizin için mümkün olmazdı. Çünkü vücudunuz, içi boş bir çuval veya bir et yığını gibi yere serilirdi. Organlarınız kendi ağırlığınız altında ezilir ve birkaç saniyede yaşamınızı yitirirdiniz.

Günlük hayatta hiç düşünmeden yaptığımız ve çok basit olarak nitelendirilebilecek hareketleri bile kemiklerimizin fonksiyonel yapıları sayesinde gerçekleştiririz.

Örnek olarak bir kitabı okurken neler yaptığınızı düşünelim. Kitabın ilk sayfasını çevirdiniz. Bunu yaparken ilk olarak işaret veya orta parmağınız çalıştı. Baş parmağınız da size yardımcı oldu. İşaret parmağınızı oluşturan üç parça kemik sırayla büküldü. Aynı zamanda başparmağınızı oluşturan iki kemik havaya kalkarak sayfanın çevrilmesini sağladı.

Bütün bunlar olurken elinizin bağlı olduğu bilek kemiği ve elinizdeki diğer kemikler çeşitli açılarda büküldüler, esnediler. Elbette kol kemikleri de sayfaya doğru uzanmanıza yardım ettiler. Kısacası varlığının belki de farkında olmadığınız bir mekanizmanın, yine siz hiç farkına varmadan, sizin için birçok işlemi aynı anda yapması sayesinde kitabı okumaya başladınız ve hala da sayfaları çevirmeye devam ediyorsunuz.

Gülme, koşma, yürüme, oturma, kalkma, ayakta durma, yatma, yazı yazma. Her insan bu işlemleri kemikleri sayesinde yapar. Kemikleri sayesinde yürür, yine onlar sayesinde ayakta durur, yatar, güler, kemikleri sayesinde yemek yer. İnsan bedeninin çatısı 206 tane sert parçanın biraraya gelmesiyle oluşmuştur. Bu parçalar adeta bir yap-boz oyununun parçaları gibi birbirlerine tam olarak uydurulmuş ve belirli uçlardan birbirlerine tutturulmuştur.

Kemikler ve kemiklerin biraraya gelerek oluşturduğu iskelet; yapı, görev ve fonksiyon olarak incelendiğinde, çok önemli bir yaratılış mucizesi ile karşı karşıya olduğumuzu daha yakından fark ederiz.

Birbirine Bağlı 206 Parçalı Bir Yapı:

İskelet Bir yetişkinin vücudunda 206 kemik olmasına karşın, bu sayı çocuklarda 350 kemiğe kadar ulaşır. Ancak ergenlik dönemine girerken bu kemiklerin birçoğu birleşir ve kemik sayısı 206'ya düşer. İnsan vücudunun ağırlığının yaklaşık yüzde 20'sini kemikler oluşturur. Yani 80 kilo ağırlığında bir insan, bedeninde 16 kilogram ağırlığında kemik taşır.

Daha doğrusu, bu 16 kilogramlık iskelet, 80 kilogramlık bedeni taşır, ayakta tutar, hareket ettirir. Bu dayanıklılık, iskeletin hayranlık uyandıran özelliklerinden sadece bir tanesidir. Kemiklerin en önemli özelliği ise insana çok çeşitli şekillerde hareket imkanı sağlayabilmeleridir. Bu özellik, uzun yıllardır türlü makine ve robotlar üzerinde uygulanmaya çalışılmış, ancak son derece kısıtlı sonuçlara ulaşılmıştır.

Sayfaya Git: [1/5] 1 2 3 4 5 Sonraki