FİZİK MAKALELERİ Kategorisi - Fen ve Teknoloji Sitesi
KategoriŞu anda FİZİK MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 14 içerik bulunuyor.
29/09/2013 14:03
(A Toroidal LHC ApparatuS) Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nde (CERN) 10 Eylül 2008'de deneyine başlanmış olan LHC hızlandırıcısında kurulan altı deneyden biridir. Diğerleri CMS deneyi, LHCb deneyi, LHCf deneyi Alice deneyi ve Totem deneyi'dir. ATLAS ve CMS genel amaçlı, LHCb b-fiziği üzerine, LHCf deneyi astroparçacıklar (kozmik ışın) fiziği, Alice ağır iyon fiziği ve Totem ise toplam tesir kesiti ölçümü üzerinedir.

Deneyin göbeğinde proton demetleri çarpıştıkları zaman, farklı enerjilerde birçok temel parçacığın ortaya çıkması beklenmektedir. ATLAS deneyi şimdiye dek gözlenmiş veya gözlenmemiş birçok parçacığı izlerini, enerjilerini, momentumlarını ölçecek şekilde genel amaçlı olarak tasarlanmıştır. LHC nin çarpışma enerjisi olan 14 TeV ve ışınlığı olan 1034 p/cm²/s daha önce ki deneylerde ulaşılmamış özelliklerdir. Bu zor şartlar, ATLAS deneyini şimdiye dek yapılmış bütün parçacık fiziği deneyleri arasında en büyüğü ve en karmaşığı olmaya itmiştir.

Deneylere büyük medya ve bilim dünyasının ilgisi dünyanın sonu kehanetleri arasında başlandı (2008). Lakin gerçekleşen aksilikler ve kazalar sonucu 2009 yılının neredeyse tamamı deney aletinin tamiratlarıyla geçti. CERN'deki bilimadamları, eğer standart model doğru ise, her saat bir Higgs bozonunu üretmek mümkün olup; bu hızla parçacığa ait belirsizliklere ait yeterli bilgiye iki-üç yıl içerisinde ulaşılacaktır. Benzer şekilde süpersimetri parçacıklarına dair anlamlı bilgilerin toplanması iki yıl daha alacaktır



Fizik uygulaması

ATLAS deneyi Standart Modeli deneysel olarak tamamlamak için gereken Higgs bozonunu keşfetmek dışında, top kuark ile ilgili detaylı araştırmalar yapmayı da amaçlar. Bunun dışında yeni fizik modelleri (Süpersimetri, BBT, Ek Boyutlar), mikro kara delikler, evrendeki madde-karşımadde oransızlığı da araştırılacak konular arasındadır.

Deney aleti

ATLAS deney ölçüm aleti, iz ölçen iç dedektör, enerji ölçen kalorimetre ve muon odalarından başka süperiletken mıknatıs sistemi ve veri tetikleme, toplama ve kayıt sistemlerinden oluşur.

44 m boyunda, çapı 22 m olan bir silindir şeklindedir. Ağırlğı 7.000 ton olan bu cihaz, yerin 100m altında dünyadaki en büyük insan yapısı mağarada çalışacaktır.

İç dedektör

Proton demet borusundan radial yönde 1,5 cm den başlayarak 1,2m ye dek uzaklaşan 3 ayrı kısımdan oluşur. Görevi yüklü parçacıkların bıraktıkları izleri kaydederek momentum bilgisine ulaşmayı sağlamaktır. Bunu solenoid manyetik alan yardımı ile yapar. En içte Pixel, ortada SCT ve dışta TRT vardır.

Geçiş ışınımı iz sürücüsü(Transition radiation tracker,TRT), İç algılayıcnın(Inner Detector) en dış kısımında bulunan bileşenidir. TRT straw iz sürücüsü ve geçiş ışınımı radyasyonu algıcı olmak üzere iki bileşenden oluşur.

Kalorimetre

Buraya kadar ulaşabilen parçacıkların enerjisi ölçen kısımdır. En dışta bulunan muon dedektörlerine coğunlukla sadece muonlar ulaşabilir. Bu kısmın görevi, muonların manyetik alandaki yollarını izleyip, momentumlarını ölçmektir. Yüklü parçacıkların yollarını momentumları ile ters orantıli bir eğri haline getirmeyi amaçlayan süperiletken 3 ayrı elektro-mıknatıs sistemi vardır.

Sarmal

Proton çarpışmalarında ortaya çıkan en ilginç olayları hızla bulmayı ve bu olaylara ait bütün verileri bir merkezde toplamayı amaçlayan sistemdir.

Birinci Seviye

Donanım temelli tetikleyicidir. Her saniye meydana gelecek yaklaşık 1 milyar proton proton etkileşiminden ilginç olan 75-100 bin olayı ikinci seviyeye aktarır. Tetiklemenin gerçekleştiği her olay için dedektörlerin faaliyete geçmiş olan kısımlarını belirler.

İkinci Seviye

Yazılım temelli tetikleyicidir. Birinci seviyenin belirlemiş olduğu kısımlarda çalışarak, daha hassas seçimler yapar ve üçüncü seviyeye saniyede yaklaşık 1000 kadar olayı aktarır.

Üçüncü Seviye

Olay filtresi olarak da adlandırılan yazılım temelli tetikleyicidir. Her saniye, ikinci seviyeden gelen olaylardan 200 kadarını kaydeder.

Alıntı

CERN Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi anlamına gelen Fransızca Conseil Européen pour la Recherche Nucléaire sözcüklerinin kısaltmasıdır. Bu kurum, İsviçre ve Fransa sınırında yer alan dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuvarıdır.

1954 yılında 12 ülkenin katılımıyla kurulmuş olan CERN'in günümüzde 20 asil üyesine ilaveten Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 8 gözlemci üyesi vardır.

CERN'de yüzlerce bina, 3000 kişilik destek personeli ve CERN personeli olan 2500 kadar fizikçi vardır. Bunlardan 100 kadarı kuramsal fizikçilerdir. Diğerleri ise, çeşitli kuramların araştırıldığı deney düzeneklerinin projelerini hazırlayan, yapımını sağlayan ve deneyleri yürüten deneysel fizikçiler ve mühendislerdir. CERN'ün kendi personeline ek olarak dünyanın seksen ülkesinden yaklaşık 8000 kadar fizikçi ve mühendis de CERN'de yer almaktadır.

CERN'de en önemli yeri, yeraltındaki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı (LHC) denilen parçacık hızlandırıcılarının, olduğu bölgedir. Tarım arazisinin altında kilometrelerce uzanan dev makinalarda proton denilen atom parçacıkları yahut atom çekirdekleri birbirleriyle çok yüksek hızlarda çarpıştırılırlar.

Örneğin özel görelilik kuramına göre LHC'deki protonlar ışık hızının %99.999998'sine kadar hızlanınca protonun kütlesi de 7000 katına (7 TeV) çıkacaktır. 1956'da kurulan 28 GeV'lik eşzamanlı proton hızlandırıcısından sonra 1976'da da 450 GeV'lik bir başka hızlandırıcı daha kulanıma girdi. 1981'de geliştirilerek çarpışma halkası olarak kullanılabilecek duruma getirilen bu cihazdan bugün, dönüşümlü olarak parçacık hızlandırıcısı ve çarpıştırıcı olarak faydalanılmaktadır.

Çarpışmalar ile bazı kısa ömürlü yeni madde biçimleri bu arada parçacık fizikçilerinin ilgilendiği W ve Z parçacıkları ortaya çıkarılmıştır. CERN, Avrupa'nın fizik alanında Amerika ve Rusya ile yarışa girmesini sağlamıştır.

Orijinal 12 CERN üyeleri (1954'ten)
Belçika
Danimarka
Almanya
Fransa
Yunanistan
İtalya
Norveç
İsveç
İsviçre
Hollanda
Birleşik Krallık
Yugoslavya (1961 yılına kadar)

Daha sonra katılan üyeler:
Avusturya 1959
İspanya 1961
Portekiz 1985
Finlandiya 1991
Polonya 1991
Macaristan 1992
Çek Cumhuriyeti 1932
Slovakya 1993
Bulgaristan 1999

Katılması için süreci işleyen ülkeler:
Romanya 2008

Üyelik için başvuru yapmış olan ülkeler:
İsrail 2009
Sırbistan 2009
Türkiye 2009
Kıbrıs Cumhuriyeti 2009

Gözlemci üyeler: Avrupa Komisyonu, Amerika Birleşik Devletleri, Hindistan, İsrail, Japonya, Rusya, Türkiye, UNESCO.





CERN ve Türkiye

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), 2006 yılından itibaren Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) ile ilgili Türkiye'de yürütülen etkinlikleri koordine etmek, bilimsel etkinliklere katılmak, yürütülen çalışmaları finansal olarak desteklemek ve CERN çalışmalarında Türkiye'yi temsil etmek üzere görevlendirilmiştir.

Türkiye ile CERN arasındaki ilişkinin çerçevesini belirleyen TAEK-CERN İşbirliği Anlaşması 14 Nisan 2008 tarihinde Cenevre'de imzalanmıştır. Hükümetimizin CERN üyeliği konusundaki tam desteği çerçevesinde, ülkemizdeki CERN faaliyetlerini koordine eden ve destekleyen TAEK tarafından 23 Ocak 2009 tarihinde CERN Konsey Başkanına gönderilen bir mektupla Türkiye'nin CERN'e üye olma başvurusu yapılmıştır.

Ayrıca, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dr. M. Hilmi Güler tarafından imzalanan ve Hükümetin konuyla ilgili kararlılığını gösteren bir mektup da Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi nezdindeki T.C. Daimi Temsilciliği aracılığıyla CERN Konsey Başkanına 16 Mart 2009 tarihinde iletilmiş ve üyelik süreci resmen başlamıştır.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ile Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi (CERN) arasında TAEK Başkanı Okay Çakıroğlu ile CERN Genel Direktörü Robert Aymar tarafından 14 Nisan 2008 tarihinde (Pazartesi) saat 15:30'da CERN'de (Cenevre) bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.

Türkiye CERN'nün günümüzdeki 8 gözlemci üyesinden biridir. Bu gözlemcilerden ikisi uluslararası örgütlerdir (UNESCO ve Avrupa Komisyonu). Geride kalan 6 gözlemci ülke arasında, en eskisi Türkiye'dir (1961 yılından beri.)


Alıntı

29/09/2013 12:20
Coulomb yasası, elektrik yüklü iki parçacık arasındaki kuvvetin büyüklüğü, yüklerin çarpımı ile doğru, yüklerin arasındaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır şeklinde ifade edilir.

Bu tanım, Newton'un, mekanik harekete ilişkin üçüncü yasasına benzerdir. Colulomb yasasının formülasyonu, Newton'un yerçekimi yasası ile aynı formdadır: Bir kütlenin, ikinci kütleye uyguladığı elektriksel kuvvet, ikincinin birinciye uyguladığına eşittir.

Sayısal form
burada:

uygulanan kuvvetin büyüklüğü,
birinci kütlenin yükü,
diğer kütlenin yükü,
aralarındaki mesafe,

8.988×109 N m2 C-2 (veya m F-1) elektrostatik sabit veya Coulomb kuvvet sabiti,
ve

8.854×10-12 C2 N-1 m-2 (veya F m-1) elektrik sabiti'dir.

cgs sisteminde, yük birimi statcoulomb olarak tanımlanır ve böylece Coulomb kuvvet sabiti 1 olur.

MKS gibi daha sık kullanılan birimlerle ölçüldüğünde, Coulomb kuvvet sabiti, k, nümerik olarak, yerçekimi sabiti G den çok daha büyük olacaktır ve dolayısıyla bu durumda yerçekimi kuvveti ihmal edilebilirdir.

F kuvveti, yüklü iki kütleyi birbirine bağlayaı yüke sahip kütleler bu hat üzerinde birbirini iterler, zıt yüklü kütlelerse birbirini çekerler.

Vektörel form

Kuvvetin hem yönünü hem de büyüklüğünü aynı anda hesaplayabilmek için, yasanın vektörel versiyonunu kullanmak gerekebilir.



Bu vektör denklemi, zıt yüklerin birbirini çektiğini, aynı yüklerinse birbirini ittiğini gösterir. negatif olduğunda çeken, pozitif olduğunda ise iten bir kuvvet söz konusudur.


Alıntı

29/09/2013 13:02
Doğa belli bir kurallar dairesinde işler ve insanlar doğada yaşarken bu kuralları çözerek yaşamlarını kolaylaştırmaya, doğanın kurallarını keşfederek dünyayı kontrol etmeye çalışırlar. Öyle ki teknoloji ve bilim zamanla insanların elinde büyük bir güç haline gelmiştir. Dünya yaşamını kolaylaştıran ve onu kontrol eden topluluklar diğer topluluklar karşısında prestij ve saygınlık kazanmış, onlara hükmetme yöntemi olarak teknolojilerini kullanmışlardır.

Elektrik ve manyetizma eski çağlardan beri bilinen gerçeklikler olmasına rağmen, mekanik ve hidrolikteki bilimsel gelişmelerin tamamlanmaması, malzeme konusunda karşılaşılan zorluklar ve bu konuya ilginin oldukça düşük bir şekilde sadece manyetizmayla kısıtlı kalması sebebiyle elektrik biliminin gelişimi 16. yüzyıla kadar gecikmiştir. Gelişmeye başlayan elektrik teknolojisi dünyada köklü değişikliklere yol açmış insan yaşamını toptan değiştirecek etkilere yol açmıştır. Elektrik tarihi, elektrik biliminin bugünlere gelirken geçirdiği dönüşümleri, teknoloji ve yaşama etkilerini ve bu bilimin gelişimine katkıda bulunan bilim adamlarını anlatan tarihtir.


Eski çağ elektrik tarihi

Theophrastus

Miletli Tales, kehribarın yünle ovulduğunda elektriklendiğini gözlemlemişti.Eski Yunan toplumunda barışın sağlanıp belli bir refah düzeyine erişilmesiyle birlikte insanlar bilimle ilgilenmeye başlamıştı. Bilim adamları doğayı inceliyor, onun işleyiş kurallarını çözüp insanların yaşamını kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Eski Yunan döneminde Milet'te (Anadolu, Aydın civarında eski yerleşim yeri) yaşayan Thales (M.Ö. 624 - M.Ö. 546) de doğayla ilgili araştırmalar yaparken kehribarın yünle ovulduğunda tüy ve saman gibi hafif maddeleri kendine çektiğini, uzun süreli ovmalarda ise insan vücuduna yaklaştırıldığında küçük kıvılcımlar çıkardığını fark edip bazı araştırmalarda bulunmuştu. Deneyleri sonucunda hasır ve buna benzer maddelerin de aynı özelliği gösterdiğini gözlemledi. Tales'in incelediği şey bugünkü statik elektrikti ve insanlık tarihinde statik elektrikten ilk söz edilmesi Tales'in yaşadığı Eski Yunan dönemine rast gelmektedir.

Eski çağ tarih kayıtlarında elektriğin bundan sonraki ilk anılması Miletli Tales'ten 300 yıl kadar sonrasına (M.Ö. 4. yüzyıl) rastlamaktadır. Theophrastus, kendi zamanında lyncurium olarak adlandırılan ve günümüzde turmalin olduğu düşünülen kıymetli şeffaf bir taşın küçük kütleleri kendine çektiğini gözlemlemiş ve kayda geçirmişti.

Pliny, torpido adlı temas edildiğinde şok etkisi yapan balıktan söz etmişti, ancak bu etkinin kehribar veya turmalin maddelerinin etkisiyle aynı olduğu farkedilememişti. 5. yüzyıl'da yaşamış olan Eustathius, Tiberius'un azatlı bir kölesinde bulunan gut hastalığının bu balık sayesinde tedavi edildiğinden bahseder. Elektriğin tıbbi amaçlarla ilk kullanımı da bu olaya dayanmaktadır.

Antik Yunancada kehribar anlamına gelen ēlektron sözcüğü, Yeni Latincede kehribar gücü anlamına gelen electrica kelimesi olarak kullanım alanı bulmuştu. 1600'lerde William Gilbert tarafından kullanılan ve kehribar gibi anlamına gelen electricus kelimesi, Sir Thomas Browne (1605 - 1682) adlı İngiliz yazar tarafından 1646 yılında yayımladığı Pseudodoxia Epidemica adlı eserinde elektrik şeklinde ilk defa kullanılmıştır. Sırayla İngilizce ve Fransızca'ya geçen kelime dilimize de elektrik olarak kazandırıldı.[4] Elektrik sözcüğü, hemen hemen tüm dünya dillerine aynı şekilde girmiş ve evrensel özellik kazanmıştır.

Ortaçağ elektrik tarihi

Ortaçağ'da Avrupa'da bilim büyük bir sekteye uğramıştı. Uzun süren savaşlar, yönetimde din etkisinin aşırı derecede artması, bilimin dine karşı çıkmak olarak algılanacağı korkusu gibi nedenlerden dolayı bilim tarihi karanlık çağa girmişti. Bu çağda bilimin her dalında görülen durgunluk elektrik dalında da görülür. Bu çağda gerçekleşen tek yenilik elektrik ile manyetizmanın arasındaki benzerlik ve farkların açıklanmasıydı. Manyetizma, elektrikten daha uzun bir geçmişe sahiptir. M.Ö. 900'lü yıllarda efsaneye göre bir çoban, farklı bir taş türünün demiri kendisine çektiği keşfetti. Bu günkü ismiyle mıknatısın gücü tamamen kehribarın çekme gücüne benzediğinden, eski çağlarda elektrik ile manyetizma sık sık birbirine karıştırılıyordu.

2. yüzyıl'da Çinliler tarafından mıknatısın şerit haline getirilip serbest bir şekilde dönmeye bırakıldığında kuzey - güney yönünde sabit kaldığı keşfedildi. Mıknatısiyetin bu yön bulma kabiliyeti sayesinde Çinliler manyetik pusulayı icat etmişlerdi. Manyetizma ve bu pusulalardan Avrupa'da ise ilk defa 1180 yılında Alexander Neckam (1157 - 1217) bahsetmişti. Bu gelişmenin ardından denizciliğin önündeki en büyük engellerden biri olan yön bulma sorunu tarihe karışmış oldu.


Peter Peregrinus'un mektubunda çizimlerini verdiği manyetik pusulaManyetik pusulanın Avrupa'ya gelmesiyle birlikte bu konudaki araştırmalarda bir kıpırdanma oldu. Fransız bir bilgin ve askeri mühendis olan Peter Peregrinus (Petrus Peregrinus de Maricourt veya Hacı Petrus) Sicilya Ordusuna mensuptu ve bir kuşatma sırasında arkadaşına mıknatıslarla ilgili, adı Maricourt'lu Hacı Petrus'un Foucaucourt'lu Asker Syergus'a Mıknatıs Hakkında Yazdığı Mektup olan 1269 tarihli bir mektup yazdı. Peregrinus bu mektubunda, manyetik kutuplardan (manyetik kuvvetin en yüksek olduğu bölge), aynı kutupların birbirini itip farklı kutupların birbirini çektiğinden, mıknatısın kuzey - güney kutuplarının nasıl belirlenebileceğinden bahsetti.
Manyetik kutup tanımının ilk defa yapıldığı mektupta ayrıca mıknatısların bölünmesiyle yeni kutup ve iki ayrı mıknatıs oluşması da açıklanmıştı. Ayrıca manyetik devre kullanılarak sürekli hareket elde edilmesi hakkında çalışmalar da mevcuttu.

Bu çalışmalar elektrik ve manyetizma için bir kıvılcım çaksa da bu konular hakkında Rönesans'a kadar hiçbir çalışma yapılmadı ve hiçbir şey yazılmadı. Ancak bu çalışmalarla birlikte elektrikle manyetizma arasındaki benzerlikler ve farklılıklar hakkında bir görüş oluşmuştu. Manyetik devrelerle sürekli hareket etme çalışmaları Yakın Çağda gerçekleşen elektrik makineleri devrimine mantık olarak oldukça benzemekteydi. 300 yıl kadar yeni bir durgunluk çağına giren elektrik çalışmaları, Rönesans'la birlikte büyük bir ivme kazandı ve tüm dünyayı derinden etkileyecek gelişmelerin önü açılmış oldu.

Yeni çağ elektrik tarihi

Avrupa'da matbaanın icat edilmesiyle birlikte basılı yayınların yaygınlaşmış, bilgiye daha çok kişi kolayca ulaşmış, insanlar ve bilim üzerinde kilise baskısı giderek azalmıştır. Bu gelişmelerin ardından rönesans ve reform hareketleri başlamış, dünyanın kaderini değiştirecek teknolojik gelişmeler büyük ivme kazanmıştır. Günümüzdeki elektrik - elektronik bilimlerinin gelişmişliği yeni çağdaki çalışmaların bir ürünüdür.

17. yüzyıl
William Gilbert, elektrikle manyetizmanın farklarını araştırmıştır.Rönesans'ta manyetizma ve mıknatıslar konusunda en çok ses getiren çalışmalardan biri William Gilbert (1544 - 1603) adındaki İngiliz bilimadamının araştırmalarıdır. William Gilbert'in asıl mesleğinin hekimlik olmasına ve 1600 yılında Kraliçe I. Elizabeth'in hekimliğine atanmasına rağmen, asıl şöhreti De Magnete (Mıknatıslar Hakkında) adlı kitabına dayanmaktadır. Bu kitapta manyetizma konusu bütün yönleriyle ele alınmış, mıknatısın hareketi, itme ve çekme güçleri incelenmişti. Kitap Avrupa'da büyük bir yankı uyandırdı, öyle ki Maricourtlu Peter'den beri manyetizma alanında yazılmış en kapsamlı kitaptı. Gilbert bu eserinde yerküreden esinlenerek büyük bir mıknatıs parçasını küre haline getirdi ve Dünya'nın büyük bir mıknatıs olduğunu ortaya attı. Bu deneyi sayesinde kürenin manyetik kutuplarını buldu, pusulaların neden kuzeye yöneldiğini açıkladı ve pusula iğnesinin manyetik eğilmesine bilimsel açıklama getirdi. William Gilbert, tam olarak isimlendirmese de kehribarın çekim gücü elektrostatik çekim ile manyetik çekim arasında bir ayrım olduğuna hükmetti. Her bir mıknatısın görünmez bir etki alanı içinde bulunduğunu ve demir parçalarını nasıl çektiğini söyledi.

Mıknatıslar hakkında yaptığı çalışmalar, statik elektrik konusunun önemsiz bir konu olduğu sonucuna varmasına neden oldu ancak eski çağlarda karıştırılan elektrik ve manyetizma arasındaki farklar, Gilbert'in manyetizmayı açıklamasıyla birlikte belirginleşmeye başlamıştır.

1672 :Otto von Guericke (1602 ' 1686), Kükürt bir küreyi döndüren alet yaptı. Yün parçasını dönen küreye tutarak bir kıvılcım üretti. Bu sürtünme yoluyla elektrik yaratan ilk generatördür.
1729 : İngiliz Stephen Gray (1696 ' 1736) Metallerin iletken, ametallerin yalıtkan olduğunu keşfetti.
1745 : Hollandalı Peter Van Musschenbroek elktrik depo edebilen , su dolu cam kavanoza batırılmış metal çubuktan ibaret Leyden Şişesi ni yaptı ki bu tarihin ilk sığacıdır.
1746 :Benjamin Franklin (1706 ' 1790) Elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfederek elektriğin korunumu ilkesini ortaya attı
1752 :Benjamin Franklin gök gürültülü havada bir uçurtma uçurarak ipek bir ip ile şarzlı buluttan Leyden şişesini doldurmayı başardı. Böylece şimşek ile elektrik arasında bağıntı kurdu. Bu deney yıldırım savar (paratoner) in bulunmasına yol gösterdi.
1759 :Franz Maria Aepinus (1724-1802) Paralel plakalı sığacı yaptı
1770s:Henry Cavendish (1731-1810) Potansiyel fark, sıfır referans nokta, toprak gibi kuramları ortaya atarak , kendisinden sonra Coulomb ve Ohm'un çalışmalarına ışık tuttu., .
1777 : Fransız fizikçi Charles Augustin de Coulomb (1736 - 1802), yüklü iki metal küre ya da iki mıknatıs kutbu arasındaki itme veya çekme kuvvetini ölçebilen burulmalı tartı aygıtını gerçekleştirdi;
1785 : Coulomb bulduğu tartı aygıtını kullanarak iki yük arasındaki itme veya çekme kuvvetinin, yüklerin çarpımı ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu deneysel olarak gösterdi. Coulomb yasası, Newton'un kütle çekimi yasasının elektrikteki karşılığıdır (Kütleçekimyasasından farklı olarak elektrikte iki yük arasında itme kuvvetinin varlığı da söz konusudur).
1794 : İtalyan fizikçi Alessandro Volta (1745 ' 1827), çinko ve gümüş plakalar arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde etmiş oldu. Burada çinko ve gümüş elektrotlar, tuzlu su elektrolittir ve aralarındaki kimyasal tepkime sonucu elektrik üretiliyordu. Bundan önceki insan yapımı tüm elektrik kaynakları statik idi.
1796 : John Frederick Daniell (1790-1845) Elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak günümüzün pillerine temel olan tasarımlarda bulundu.
1800 : Volta'nın tasarımını geliştirilerek ilk ticari piller üretildi. Bilim adamları , kimyasal değişikliklerin elektrik , elektriğinde kimyasal değişiklik yarattığını anladılar.
1800 : İngiliz William Nicholson, (1753-1815), elektrik akımı kullanarak suyu hidrojen ve oksijen gazlarına ayrıştırdı.
1807: Humphry Davy (1778 ' 1829) Özel olarak yapılmış güçlü bir Volta pilini kullanarak bileşikler içinden elektrik akımını geçirmek suretiyle potasyum ve sodyumu bileşiklerinden ayırmayı başardı.Yeni metaller keşfetti.
1819 animarkalı Hans Christian Oersted (1775 - 1851)'bir telin içinden akım geçirildiğinde elektrik akımının telin çevresinde bir manyetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Elektrik akımıyla manyetik alan yaratarak elektrik ile manyetizma arasındaki ilişkiyi kanıtladı.
1819 : Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére (1775 - 1836), Oersted in olgusunu betimleyen ve Ampére Yasası olarak adlandırılan magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı formüle etti. . Elektrodinamiğin de kurucusu olan Ampére aynı zamanda elektrik ölçme tekniklerini de geliştirerek elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı. Anısına elektrik akımı birimi amperdir.
1827 : Alman fizikçi Georg Simon Ohm (1789 - 1854), İletkenlerden geçen elektrik akımına ilişkin çalışmalar yaparak Ohm yasası olarak bilinen, bir iletkenden geçen akımın iletkenin uçları arasındaki gerilim ile doğru, iletkenin direnciyle ters orantılı olduğunu formüle etti, Anısına elektrikte direnç birimi ohm dur.
1829 :İskoç asıllı bir Amerikalı olan Joseph Henry (1797 '1878) Demir çekirdek etrafında tel sarımı suretiyle yaptığı bobin ile güçlü manyetik alan yaratarak bir tondan fazla metali kaldırmayı başardı.
1831 : İngiliz fizikçi ve kimyager Michael Faraday, ( 1791 ' 1867) Bir buhar makinesi ile bakır bir plakayı bir mıknatısın yarattığı manyetik alan içinde döndürerek elektrik üretti. Bu ilk generatördür.
1831 : Joseph Henry , Faraday'ın buluşunu tersine çevirerek , manyetik alandan elektrik akımı geçirmek suretiyle bir bakır çemberi döndürmeyi başardı. Bu bir elektrik motorudur ve tarihte ilk kez, elektrik enerjisi makinelere güç vererek iş yapılmasını sağlıyordu.
1833 :Alman fizikçi Wilhelm Weber (1804-1891) ve Karl Friedrich Gauss (177-1851) İki bina arsındaki ilk telgraf işlemini başardılar.Elektrik ölçüm için ilk uyumlu ünit sistemlerini buldular. Gauss jeomanyetik alanın yönü ve kuvvetini kaydetmek için Avrupa gözlem ağı organize etti
1834 :Alman fizikçi Heinrich Lenz (1804-65) Akan bir elektrik akımına ters yönde bir direnç vardır. Kuramı onundur ki Lenz yasası olarak bilinir..
1841 : İngiliz fizikçi James Prescott Joule, ( 1818, 1889) Isının mekanik iş ile olan ilişkisini keşfetti. Bu keşif, enerjinin korunumu teorisine ve oradan da termodinamiğin birinci kanunu'nun eldesini sağladı. iş birimi joule, onun anısına verilmiştir. Lord Kelvin ile mutlak sıcaklık skalasını geliştirmiştir. Joule yasası olarak bilinen Bir direnç üzerinden geçen elektrik akımının ısı yaydığı buluşu onundur.
1844 : Amerikalı bulucu Samuel Morse (1791 - 1872) kısa ve uzun sinyalleri bir hat ile göndermekle ilk elektrikli telgrafı yaptı. Kısa ve uzun sinyallerin harflerdeki kodlamasına , Samuel Morse anısına Mors alfabesi denir.
1845 : Alman fizikçi Gustav Robert Kirchhoff (1824-87) Devre analizi olan "Bir noktaya giren ve çıkan akımların toplamı sıfırdır. Kirchhoff I", "kapalı bir devrede harcanan gerilimlerin toplamı, sağlanan gerilimlerin toplamına eşittir. Kirchhoff II" yasalarını yayınladı.
1851 : Heinrich Ruhmkorff (1803-77) Çift kat sarımlı indüksiyon bobinini buldu. Bu buluş AC transformatörün gelişimine önderlik etmiştir.
1864 : İskoçyalı matematikçi ve fizikçi James Clerk Maxwell (1831-79) Kuantum fiziği öncesi bilinen bütün elektrik ve manyetik kuramları açıkladı. Maxwell denklemleri olarak bilinen dört temel denklem onun tarafından ortaya atılmıştır.
1869 :William Crookes (1832-1914) ve Johann Wilhelm Hittorf (1824-1914) Birbirilerinden ayrı olarak katot ışınlarını buldular.
1876 : Amerikalı Charles Francis Brush ( 1849 - 1929) Elektrik çalışma akımı üretebilen açık bobin dinamoyu buldu.
1876 : Amerikalı Alexander Graham Bell (1847 ' 1922) Elektrik titreşimlerini sese dönüştürerek telefonu buldu ve patentini aldı.
1877 : Amerikalı Thomas Alva Edison (1847 ' 1931) Sesi kaybedip yineleyebilen gramofonu (fonograf) geliştirdi.
1879 : Edison karbon flamanlı akkorlamba için patent başvurusu yaptı. Üç yıl sonra New York sokaklarında bu lambalar ışıyordu. Edison yaşamı boyunca gerçekleştirdiği hareketli resim kamerası, teyp, projektör gibi çeşitli buluşları için 1093 patent almıştır.
1879 : Brush ark lambaları Cleveland Caddelerini aydınlatmak için kullanıldı.
1880 : San Fransisko da elektrik satmak için ilk şirket kuruldu. (California Electric Light Company)
1881 : E.W. v. Siemens tarafından elektrikli tramvay yapıldı.
1882 ünyanın ilk merkezi güç üretim tesisi doğru akım(DC) güç sistemli The Pearl Street Station New York City de Thomas Edison tarafından açıldı.
1882 : Wisconsin'de ilk hidroelektrik santral açıldı.
1883 : Nikola Tesla Tesla bobini ni buldu . Bu, elektriğin gerilimini dönüştürebilecek ve uzak mesafelere iletmeyi kolaylaştıracak bir transformatör olup Tesla'nın alternatif akım projesinin önemli bir ayağıdır.
1884 : İngiliz mühendis Charles Algernon Parsons (1854-1931) ilk başarılı buhar türbinini yaparak elektrik Jeneratör (generatör) lerini döndürmede kullanılmıştır..
1886 :Amerikalı fizikçi William Stanley, Jr. ( 1858'1916) İndüksiyon bobin transformatörünü ve alternatif akım sistemini geliştirdi
1886 : ABD de 40-50 adet su gücü ile çalışan elektrik üretim tesisi hizmette ya da yapım halindedir.
1887 :Sırp asıllı bulucu, fizikçi , elektrik ve makine mühendisi Nikola Tesla ( 1856- 1943 Alternatif akım generatörü buldu. Böylece elktrik enerjisi uzun mesafelere kolaylıkla iletilebilecekti.
1888 : Heinrich Hertz (1857-94) Yıllar önce Faraday ve Maxwell tarafından bahsedilmiş radyo dalgalarını keşfetti ve ölçtü.
1889 : ABD de üretimlerinin tamamını ya da bir bölümünü su gücünden sağlayan elektrik şirketi sayısı 200 ü bulmuştur.
1889 : İlk ticari uzun mesafe doğru akım ENH Portland şehri ile Willamette şelalesi üretim tesisleri arasında kuruldu.
1891 : İlk belediye elektrik sistemi Northwest -- Ellensburg, Washington.
1892 : İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi (1874 - 1937) , sinyalleri birkaç km uzağa ulaştırarak' telsiz telgraf patentini aldı. Daha sonra ilk kıtalararası radyo sinyalini göndermeyi başardı. 1901'de, İngiltere Cornwall'dan gönderilen sinyaller, Kanada'dan alındı. Bu olaydan sonra birçok yerde telsiz telgraf istasyonları kurulmaya başlandı.
1895 Alternatif akım üreten ilk generatör Niagara şelalesine kuruldu..
1897 : İngiliz fizikçi Sir Joseph John Thomson, (1856 ' 1940) Electron u keşfetti.
1900s :Charles Proteus Steinmetz (1865-1923) Alternatif akım doğal kompleksi matematiksel analizini yazdı..
1900 :ENH de en yüksek gerilim 60 Kilovolt.
1908 :İlk komplike üretim tesisi Columbia nehri üzerine inşa edildi.
1911 :Electrikli klima yapıldı - W. Carrier.
1913 : İlk hava kirliliği kontrol cihazı. Kül tutucu
1913 : Elektrikli buzdolabı - A. Goss.
1923 : Rus asıllı ABD'li elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin'ilk kez resim tarama yöntemini tümüyle elektronik olarak yapan ikonoskopu buldu. Ertesi yıl da kineskop olarak adlandırılan resim tüpünün patentlerini aldı. Bu iki buluş, ilk televizyon sisteminin oluşturulmasına temel oluşturdu. 1950'li yıllarda televizyon artık izlenilmeye başlanmıştı.
1923 : Fotoelektrik hücreler keşfedildi.
1930 : ABD'li elektrik mühendisi Vannevar Bush (1890 - 1974)'un yönetiminde Cambridge'de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)'nde ilk bilgisayar yapıldı.
1933 : 40 yıl boyunca dünyanın en büyük su santralı ünvanını elinde bulunduracak 6180 MW gücündeki Grand Coulee barajı ve HES yapımına başlandı
1942 :İlk elektronik bilgisayarın yapımına başlandı ve aygıtın yapımı 1945 yılında tamamlandı.

NASA tarafından, çok sayıda resim bir araya getirilerek oluşturulmuş, yeryüzünün birleşik gece görüntüsü. Parlak ışıklı bölgelerde insan eliyle yapılmış aydıntlatmalar görülüyor. Avrupa kıtası, Hindistan, Japonya, Nil boyu ve Amerika ile Çin'in doğu kesimlerindeki yoğun nüfuslanma net olarak anlaşılabilirken Orta Afrika, Orta Asya, Amazonlar ve Avustralya'da seyrek yerleşimler göze çarpıyor.1947 : John Bardeen, Walter Houser Brittain ve William Bradford Shockley ABD'deki Bell Laboratuvarları'nda transistörü buldular. Elektrik sinyallerinin yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan bu yarı iletken aygıt nedeniyle Bulucular 1956 Nobel Fizik Ödülü'nü paylaşmışlardır. Elektron lambalarının bütün işlevlerini çok daha küçük boyutlu ve hafif, mekanik etkilere karşı daha dayanıklı, ömrü daha uzun, verimi daha yüksek, ısı kayıpları daha düşük ve harcadığı güç de çok daha az olarak yerine getirebilen transistörler elektronik alanında bir devrim olarak kabul edilir.
1953 : İlk 345 Kilovolt ENH
1954 : Dünyanın ilk nükleer santralı Rusya'da elektrik üretimine başladı.
2000 : Deniz dalgasının hareketinden yararlanılarak enerji üretilen ilk santral İskoçya'da işletmeye alındı.
2011 : Talha Tan tarafından geliştirilerek ultraviyole ışınlarıyla yüksek güç ve tasarruf sağlanması için geliştirildi.

Etiketler: , 1, AKIL, akım, AKIM, alet, AMETAL, AMPER, and, ARAŞTIRMA, AŞI, AVRUPA, ay, aygıt, bağ, bakır, BAZ, benzerlik, bileşik, BİLEŞİK, bilgi, BİLGİN, bilgisayar, bilim, BİLİM, BİLİMSEL, bir, BİT, buhar, bulut, BÜYÜK, C, ÇAĞLAR, CAL, CAM, çevre, ÇİN, çinko, COULOMB YASASI, ÇUBUK, D, dalga, demir, DEMİR, deney, deniz, DENİZ, DENKLEM, DERECE, DERİ, Devre, DİL, Direnç, DİŞ, doğa, doğal, DÖNEM, DÖNEN, DÖNÜŞÜM, dünya, E, EDİSON, EL, elektrik, ELEKTRİK, ELEKTRİK TARİHİ, elektronik, ELEKTRONİK, ELEKTROSTATİK, enerji, ENERJİ, EŞİT, ESKİ ÇAĞ ELEKTRİK TARİHİ, ET, evre, EVREN, farklılık, fizik, FİZİK, gaz, GELİŞMİŞ, GEN, GERİLİM, GÖK, görüntü, göz, HACI, hal, hareket, HAREKET ETME, hava, hidrojen, HİDROJEN, hız, HIZ, hücre, , iletken, İletken, İLİK, insan, İNSAN, insanlar, ısı, ISI, ışık, Işık, IŞIK, İYON, JOULE, K, KAN, kar, KARA, karanlık, KARANLIK, karbon, KARIŞIM, kaynak, KİMYASAL, kış, KIŞ, KİTAP, KÖK, küçük, kuş, kütle, kutuplar, KUVVET, LİF, LIGHT, MADAM, madde, MANYETİK, mekanik, MEKANİK, METAL, MIKNATIS, NEM, NEMLİ, NEWTON, NOBEL, nor, NÜKLEER, OF, oksijen, OKSİJEN, ölü, ORAN, ORTAÇAĞ ELEKTRİK TARİHİ, para, PARALEL, PH, PİL, RADYO, RNA, saf, santral, SARI, ses, sıfır, şimşek, ŞİMŞEK, sinyal, SİRKE, Sistem, SİSTEM, SİSTEMİ, sıvı, SIVI, SODYUM, SORU, statik, STATİK, su, TARİH, TAT, teknoloji, TEKNOLOJİ, TELEFON, televizyon, tepkime, TEPKİME, TERS, timin, Tıp, TIP, toplu, toprak, transistör, TRANSİSTÖR, TRANSİSTÖRLER, TUZ, UÇUK, üretim, VOLT, YAĞ, yalıtkan, yanma, yapı, YAPI, yarı iletken, Yarı İletken, YAY, YENİ ÇAĞ ELEKTRİK TARİHİ, yıl, yıldırım, YILDIRIM, YOL, ZAMAN.
28/12/2012 14:25
Yeryüzünde olup biten şeylere baktığımız zaman ilk gözlemleyeceğimiz şeylerden birisi canlıların doğdukları, büyüdükleri ve sonunda ise öldükleridir. Bütün bu yaşamın içerisinde ise canlıların hareket ettiklerini görürüz. Peki bu hareketi sağlayabilmek için neye ihtiyaç duyar?
Sizler yaşamınızı sürdürmek için besinler yer, su içer ve havayı solursunuz. İşte yaşam için gerekli olan enerjiyi besinlerde yer alan ve adına kimyasal bağ denilen bağlardan elde edersiniz. Top oynamak için, oyunlar oynamak için, kitap okumak için, yürüyebilmek için, koşabilmek için... daha bir çok şey için enerji gereklidir ve canlılar bu enerjiyi besinlerden elde ederler.
Peki ya besinlerdeki enerji nasıl oluşmuştur? Bunun cevabını bulmak için kapınızın önündeki ağaçlara ya da çimlere bakmanız yetecektir. Tüm besinlerin kaynağını oluşturan bitkiler enerjilerini "Güneş" ten alırlar ve "Güneş" in etkisiyle besinler üretirler. Üretilen bu besinleri diğer canlılar tüketir ve bu şekilde diğer canlılarda kendileri için gerekli olan enerji paketlerini almış olurlar.
Hareket eden otomobiller enerjiye ihtiyaç duyarlar ve bu enerjiyi benzinden sağlarlar. Kışın yaktığımız kömürde enerji deposudur ve yandığı zaman ısı enerjisine dönüşür. Hem benzin ve hem de kömür fosil yakıtlardan elde edilir. Bu fosil yakıtlar ise milyonlarca yıl önce enerjilerini güneşten almış olan ağaç ve bitki artıklarının fosilleşmesi sonucu oluşmuştur.
Esen rüzgar bir tür enerjidir ve kurulan santraller ile bu rüzgar enerjisinden elektrik enerjisi elde edilebilmektedir.
Anlaşılacağı üzere enerji olmazsa yaşam olmaz, hareket olmaz... vb bir çok olay gerçekleşmez.

LÜTFİ ŞAHİN
www.fenveteknolojisitesi.com

Sayfaya Git: [1/3] 1 2 3 Sonraki